close
AlmanyaAvrupa

Adını Söyleyemediğimiz Yerlere Gitmek

Şimdi başlığı görünce bu kız İzlanda’nın popüler yanardağı “Eyjafjallajökull” a gitmiş sanmayın (ki inşallah bir gün o da olur.) Benimkisi Münih ’e 3 saat uzaklıktaki Bavyera dolaylarındaki Füssen köyünde yer alan, romantik mi romantik biraz hüzünlü bir hikayesi olan Neuschwanstein Şatosu.

Bugüne kadar yazdığım yazılardan da fark etmişseniz gördüğüm yerlerin tarihini anlatmayı tercih etmiyorum; ama sanırım binanın içinde dolaşıp o hayali biraz hissedince yer vermem gerektiğini düşündüm. Neuschwanstein; zeki ve fazlaca romantik Bavyera Kralı 2.Ludwig’in sözlükteki tam anlamıyla inzivaya çekildiğinde kendisini daha fazla sanata ve doğaya adayabilmek için kullanmak üzere hiçbir masraftan kaçınmayarak yaptırdığı bir şato. Dünyevi işlerden çok uzakta olan 2.Ludwig, gerçekten bir servet harcayarak kendi hayal dünyasının yansıması olan, masalsı bir şato tasarlatmış. Öyle ki şato bugün Disneyland’ın logosuna ilham olmuş. Ancak yapımına 1869’da başlanan şato maalesef kralın öldügü sene olan 1886’da tamamlanabilmiş. Yani kral içinde çok az yaşayabilmiş. Ülkenin servetini böyle maliyetli ve gösterişli bir şatonun yapımına harcayan kralı zihinsel rahatsızlıklarını bahane ederek Berg Şato’suna hapsetmişler. Maalesef bir süre sonra kendisinin cansız bedeni gölün sularında bulunmuş. Bugün yaklaşık 1.5 milyon turistin ziyaret ettiği bu görkemli yapının ileride turizm açısından ülkenin kaybolan servetini karşılayıp karşılamadığını çok merak ediyorum.

O zaman romantik bir seyahat rotasına hazır mısınız?

Soğuk bir Şubat ayının cuma akşamı Münih’e uçtum ve sonra havalimanı’ndan araba kiralayarak yaklaşık 3 saat uzaklıktaki Fussen’in Hopfensee kasabasına geldim. Geldiğimde gecenin bir yarısıydı ve etrafta kendi nefesimden başka ses yoktu gercekten! Lapa lapa yağan karın altında otelimi buldum ve fakat o da ne?

Otel kapı duvar, camda bana bir not:

  • Lütfen arka kapıya gidiniz…
  • Peki arka kapıya gittim, yine bir not Lütfen paspasın altına bakınız…
  • Peki oraya da baktım, gülmeyin orada da bir not: Lütfen x. saksıdan anahtarınızı alınız…

Çok şükür bu sondu ve ben bütün detayların yer aldığı kağıtla birlikte otele giriş yapabildim. Adamlar kendilerine ve bana ne kadar güveniyorlarmış siz düşünün.

Sabah sanırım o güne kadar gördüğüm bu-hayatımda-gördüğüm-en-beyaz-donmuş-göl-olabilir manzarasına uyandım. Meğerse burada gerçekten büyük ve güzel bir göl varmış. Yine yoğun bir sessizlik, etrafta sadece köpeğini dolaştıran emekli çiftler var. Sanırım burası yazları donmamış gölü ile daha güzel olabilir. Neyse otelde bol milyöflü, peynirli ve şarküterili klasik bir Alman kahvaltısı yaptıktan sonra 15-20 dakika uzaklıktaki Neuschwanstein Şatosu’na doğru yola koyuldum.

 

Yol boyunca klasik Bavyera evlerinin olduğu irili ufaklı köylerden geçiyorum ve  bir kısmını dönüşte ziyaret etmek üzere aklıma yazıyorum.

İlk olarak geleceğiniz yer Hohenschwangau isimli bir köy merkezi (bir kaç otel-restorandan oluşuyor). Arabayı otoparka park edip hemen etrafı gezmeye başladım. Unutmadan şatonun biletlerini online almakta fayda var, hem uzuuuun sıraya girmezsiniz hem de olası bir sürpriz ile karşılaşmazsınız.

Online aldığınız biletinizi köydeki bilet merkezinden alabilirsiniz. Biletin fiyatı 13.80 € idi o dönemin fiyatlarında…

Benim gittiğim dönemde şansıma satonun bir bölümü tadilattaydı maalesef, o nedenle köyden şatonun çekilen fotoğrafları çok düzgün çıkmadı.

Köy merkezinden şatoya yaklaşık 15-30 dakikalık, hafif yokuş ama bool ağaçlıklı gerçekten çok romantik bir yol var. Mutlaka yürüyün… Hem temiz havayı içinize çekin hem de o dönemin ruhunu hissedin.

Şatoya girmeden ufak bir alan var, zaten kalabalıktan da anlarsanız burası fotoğraf çekilmek için hazırlanmış bir yer. Bol bol fotoğraf çekip, buranın hakkını verdikten sonra bilet üzerindeki saatin yaklaşmakta olduğunu fark edip hızlıca içeri girdim.

Şatoya bir rehber eşliğinde gruplar haline giriyorsunuz. Size her yeri ingilizce olarak anlatıp gezdiriyorlar. Oldukça detaylı olarak korunan odalar, eşyalar, yataklar, şömineler beni çok etkiledi gerçekten ve 2.Ludwig’e üzülmedim değil. Eğer sistemleri değişmediyse içeri fotoğraf makinası dahil birşey alamıyorsunuz ve fotoğraf çekmek yasak.

Şato turu yaklaşık 1 saat sürdü. Maalesef şatoda konaklamak mümkün değil. Şato gezmesi bitince yine yürüyerek merkeze indim. Maalesef restoran için çok alternatifiniz yok…dedim ama sanırım ömrü hayatımda içtiğim en lezzetli çorbalardan birini içtim. Maalesef tek kelime ingilizce bilmeyen bir garson ile menüdeki tek çorba seçeneğini seçerek anlaştığımdan inanın içtiğim şeyin ne olduğunu bilmiyorum. Biriniz giderse ve bana yazarsa çok sevinirim. Yemek yediğim yerin adı “Allgauer Stuberl”

Yemekten sonra biraz daha etrafı dolaştım, anladığım kadarıyla burası sadece turistlerin değil lokallerinde hafta sonlarını değerlendirmek için uğradığı bir yer. Pek çok lokalin ailesi ile gelerek gezindiğini ve oyunlar oynadığını gördüm.

Dönüş yolumun üzerinde olan birkaç küçük kasabayı da ziyaret ettikten sonra otelime geçtim.

Ertesi gün otelden ayrılmadan güzel bir kahvaltı yaptım, donmuş gölün üzerinden bembeyaz fotoğraflar çektim ve havalimanına doğru yola koyuldum.

Sadece şato için olmasa bile yolunuz Münih’e düşerse mutlaka Neuschwanstein Şatosu’na uğrayın.

Sevgiler

 

Tags : AlmanyacastlefussenkalemünihNeuschwanstein Kalesiromantik yol
travelbakery

The author travelbakery

2 yorum

Leave a Response

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.