close

Fransa

AvrupaFransa

4 Yapraklı Yonca: Paris Seyahat Notları

Şimdi çok sevdiğim Paris’e 3 defa gitme şansı bulmuşsam özellikle sonuncusu artık turistik gezi olmaktan çıkmış keyif, lezzet ve keşif odaklı bir gezi olmuşsa 4 yapraklı yonca bulmuş olmuyor muyum? Tam olarak durumum bu sevgili Travel Bakery okuyucuları. Yaklaşık 1 ay önce Dubai’de yaşayan en yakın arkadaşım ile Paris’te buluşmaya karar verdik. Hem hasret giderdik hem de kendisi ile adeta bir ‘parisienne’ şeklinde dolaştık. Ancak çok sevdiğim Paris’i klasik tur programı şeklinde anlatmak istemiyorum. Bu nedenle size kısa kısa notlar ve kendi yürüme rotalarımı hazırladım. Hazırsanız, Paris Seyahat Notları!

Paris, ilk defa gidiyorsanız kesinlikle en az 4 gün ayırmanız gereken bir şehir. Hele müzeler ve Disneyland gibi noktaları da tatilinize dahil ettiyseniz uçak saatlerinize göre 5-6 güne bile çıkabilir. Bence yılın her vakti güzel. İster yılbaşı ruhunu yakalamak için Kasım – Aralık – Ocak gibi gidin, isterseniz baharın uyanışına şahit olmak için Nisan – Mayıs… 4 mevsimlik bir şehir!

Havalimanından çıkmadan ilk yapmanız gereken kendinize otelinizin ve gezeceğiniz yerlerin bölgesine göre, kalacağınız gün kadar geçerli metro bileti almak. Metro çok kolay ve çok sık kullanacağınız bir ulaşım aracı olacak. Şahsi tavsiyem araba kiralamayı hiç ama hiç düşünmeyin.

1. Arc de Triomphe – Champs Elysees Caddesi – George V Caddesi – Tour Eiffel

Efendim nerede konaklıyorsanız konaklayın her yol mutlaka Arc de Triomphe’ye çıkar, yani Zafer Takı’na. Burası dört bir yanı trafik olan tam 12 caddeye yol veren kocaman bir kavşak aynı zamanda. Ben hiç tepesine çıkmadım ama isterseniz çıkıp Paris’in muhteşem bilmem kaçıncı panoramik manzarasına şahit olabilirsiniz.

 

Sırtınızı Arc de Triomphe’e verdiğinizde meşhur Champs Elysees Caddesi olağanca lüksü ile tam karşınıza çıkacak. Burası bir sağdan bir de soldan yürümeniz gereken, adeta Bağdat Caddesi gibi çok renkli, bol mağazalı ve geniş kaldırımlı bir cadde. Bir yanınızda MAC, Zara gibi daha genel markaları, bir yanınızda ise YSL, Laduree gibi daha üst gelir grubu markaları görebilirsiniz. Trafiğin baya canlı olduğu bu caddeden yürümek oldukça keyifli. Bana göre ara sokaklarını da sayarsak Paris’in %20’si bitiyor bu caddeyi bitirdiğinizde.

Caddenin bitimine az kala -yapmayanı dövdükleri bir ipucu veriyorum: Caddenin ortasında duran trafik ışıklarında bazı küçük tepecikler bulunuyor. Karşıya geçmeden tam bu tepeciklerin ortasında durup fotoğraf çektiğinizde aşağıdaki güzel manzarayı yakalayabilirsiniz.

Bundan sonrasında George V Caddesine girerek daha da harika markaların mağazalarını görüp çıldırmadan Tour Eiffel bölgesine geçebilirsiniz. Konumuz Paris seyahat notları olur da içinde Eyfel Kulesi olmazsa elbette ayıp olur. Tour Eiffel etrafında keşfedilmeyi bekleyen çok tatlış cafelerle, mağazalarla dolu ve minik çatı pencereleri evleri görmek için başınızın aşağıya düşmeyeceği bir bölge. Eiffel’e hem gündüz hem gece çıkmış biri olarak iki şey söyleyeceğim:

  1. Biletleri internetten alın
  2. Mutlaka tepesine çıkın

Az da olsa sıra beklemezsiniz ve Paris’i Paris yapan olağanüstü manzara izlersiniz. Bir tarafta Seine Nehri bir tarafta uzaktan uzaktan Paris silüeti. Akşam ya da gündüz size kalmış bu arada.

Eiffel’den inince hemen arkasında uzanan geniş çimlerde yayılmayı ve fotoğraf çekilmeyi unutmayın sakın! En son gidişimde çimlerin bakımı nedeni ile çimlik alanlar daraltılmıştı ama yine de başınızı koyduğunuz yerden geniş açı kuleyi görebileceğiniz alanlar bırakmışlar. Bu bölge için restoran önerim tabii ki Cafe De Paris soslu bifteğin öz hakikisini sunan Le Relais de I’Entrecote.

Le Relais de I’Entrecote

Burası Champs Elysees caddesinin paralelinde yer alıyor. Rezervasyon tabii ki yok çünkü işin raconu kapıda saatlerce beklemekte. Şaka bir yana, gerçekten popüler bir yer ve gitmek için önerim açılış saatlerinden önce kuyruğa girmek. Biz bu şekilde ikinci gidişimizde biraz sıra bekleyip masaya geçebildik. Sabahtan öğlene kadar eğer değişmediyse (12:00-14:30) bir seans, akşam (18:00-23:00) ikinci seans şeklinde düşünebilirsiniz.

Etiniz (nasıl seviyorsanız ona göre) üzerinde sosu ve yanına bol patates kızartması şeklinde fiks bir menüsü var. Yanına güzel bir şarap ile gerçekten sizi mutlu ediyor.

2. Tour Eiffel –  Seine Nehri – Notre Dame Katedrali (Le Marais Bölgesi)

Sıra geldi Paris seyahat notları için benim en sevdiğim rotalardan birine: Tour Eiffel bölgesinin hemen dibinde nehir turları için irili ufaklı tekneler kalkıyor. Bunlar aslında hop on/hop off dediğimiz Seine Nehri üzerinde çeşitli duraklarda duran tekne turları. Sanırım yaklaşık 1 saat sürüyor. Tour Eiffel durağından seçtiğiniz saate göre alıp ilk gelen tekneye binebilirsiniz. Bu tekne sizi sağdan sağdan Paris’i gezdirecek.

Belki yanınıza ufak bir şişe şarap yanına lezzetli bir baget alırsınız ya da sıcak bir kahve ve herhangi bir cafe’den alacağınız ekler. Nehrin dinginliği, nehir kıyısındaki binaların güzelliği, saat 17:00’yi geçmişse köprü üstünde piknik yapan kurumsal hayat insanlarını keyifle seyredin.

Burada gotik mimarisinin en güzel eserlerinden biri olan Notre Dame Katedrali’nin olduğu adacıkta inerek La Marais Bölgesi’ne geçiş yapabilirsiniz. Tekneden inince bütün heybeti ile Notre Dame Katerdali sizi karşılıyor olacak. Kiliseyi gezmenin dışında özellikle Nisan-Mayıs aylarında gittiyseniz, kilisenin nehire bakan kısmında küçük bir Sakura Ağaç topluluğu ile karşılabilirsiniz.

Le Marais Bölgesi

Bu bölgeyi en güzel 3.gidişimde gezdim çünkü otelimiz bu bölgede idi, 1K Hotel. Otelden kendimiz kaptırıp Beaumarchais Bulvarı’ndan 15dk içinde Bastille’e gelebilirsiniz. Bastille bölgesi kıpır kıpır ara sokaklarında küçük cafeler-butik mağazalar-köşelerinde pastaneler olan bir bölge. Bu bölgede hemen ufak bir lezzet kaçamağı adresi veriyorum: The Grilled Cheese Factory!

The Grilled Cheese Factory

Eğer malzemenin bolluğundan ısıramadığınız içinden peynirler akan tostları seviyorsanız, hele bunların tavada yapılanlarına bayılıyorsanız burası tam size göre. Çeşitli içeriklerde sadece tava tostu yapan küçük bir dükkan. Maalesef tek kişi çalışıyor ve biraz popüler yoğunluğu var ama denemeye değer. 2 tost 1 içecek için hesap 24 € tuttu.

Bu bölgeyi gezmeniz için yürüme yolu önerim Pont Marie üzerinden dümdüz devam edip Rue Pavee boyunca yürüyerek Rue Vieille du Templae caddesine gelmeniz. Bu cadde kıpır kıpır, mutlaka görmelisiniz. Sonra Rue Barbette üzerinden devam edip köşede bir sürpriz yapan Meert isimli tarihi pastaneye uğrayabilirsiniz. Fiyatlar normalin biraz üzerinde, dilerseniz bizim gibi güzel vitrinini çekip geçebilirsiniz de.

Sokaklarda kaybolmaya devam ederken eğlenceli bir müzik sesi duyarsanız mutlaka takip edin. Çünkü Carnavalet Museum önünde çok eğlenceli bir grup harika müzikler çalıyor ve dünyanın en minnoş insanı bu müziklerde içinden geldiği gibi dans ediyor.

En son Rue des Francs Bourgeis caddesi üzerinden yürüyerek Places Des Vosger’de (benim için nam-ı diğer Viktor Hugo Parkı) dinlenebilirsiniz. Dinlenmek ve lokal bir şarap evinde lezzetli Fransız peynirlerini ve şaraplarını tatmak için biz La Baron Rouge’da mola verdik.

La Baron Rouge

Burası Le Marais bölgesinde ama Bastille meydanına daha yakın. Sokak arasında kendini hiç belli etmeyen kendi halinde mütevazı bir şarap evi. Fıçılar, bir sürü şişe, küçük masalar, kahkalar, şarap kadehleri, ekmek sepetleri…sizi bambaşka bir dünyaya götürüyor. Biz house wine denemek istedik ve sırasıyla kırmızı-beyaz ve rose olarak 3 çeşit şarap denedik. Sonra bir şişe de pinot noir açtırdık. Yanına klasik fransız peynirlerinden oluşan bir peynir tabağı ve baget söyledik. Toplam hesap  yaklaşık 40 € geldi.

3. Louvre Müzesi – Tuileries Bahçeleri – 3. Alexandre Köprüsü

Paris seyahat notları için üçüncü rotamız bu sefer Champs Elysees Caddesi’nden dümdüz devam ederek Tuileries Bahçeleri’nden Louvre Müzesi’nin olduğu bölgeye geçmek. Bu bölgeye geçerken geçeceğiniz göletler, parklar ve bahçeler insanın moralini bozacak kadar güzeller. Bir kere her yerde metal sandalyeler var ve kimse onlara zarar vermiyor, eksilmiyorlar. Herkes güzel güzel göletin kenarında oturuyor ve ortamın keyfini çıkartıyor.

Louvre için her zaman uzuuun kuyruklar görürsünüz ama Ekim-Mart arası her ayın ilk pazar günü girişler ücretsiz ki bu da kuyruk yok demek. Ben ikinci gidişimde denk gelmiştim gerçekten çok fark ediyor. Ama kısıtlı bir zamanım vardı ve sonuç odaklı bir insan olarak Mona Lisa’nın olduğu odaya hızlıca girip kendisi ile (o zamanlar bilmiyordum tabii) ilk selfie’mi çektim.

Müze gezmeyi sevmeseniz bile Louvre Müzesi’ne mutlaka uğramanızı öneririm. Bence kesinlikle uzun uzun gezilmeyi ve 1 tam gün ayrılmayı hak ediyor. Bu bölgeye kadar geldiyseniz soluklanmak için size güzel ve nostaljik bir pastane önerim var: Angelina.

Angelina

Aslında Paris’te nereye gitseniz tatlı konusunda sıkıntı yaşamazsınız. Buranın imza tatlısı ise Mont-Blanc. Nasıl bir tatlı derseniz üstü kestane püreli, altı kremalı (ama maalesef pastacı kreması değil de biraz daha krema kreması) onun en altı da beze. Buna ek olarak bir de Millefeuille (bildiğimiz milföy) yedik. İkisi de güzeldi ama fiyatları normalin üzerinde.

Seine Nehri kenarında dolaşırken sayısız köprü göreceksiniz. Bunların en ünlüsü 1800’lerin sonunda yapılmış 3. Alexandre Köprüsü. Köprü Fransa-Rusya birliğinin bir sonucu larak Rus Çarı 2. Nicholas’ın babası’nın adını taşıyor. Üzerindeki ve altındaki altın sarısı ve bronz heykellerler farketmemeniz mümkün değil. Görkemli ve şık bir mimariye sahip.

4. St Germain Bölgesi – Lüksemburg Bahçeleri

St. Germain kıpır kıpır, cıvıl cıvıl bir bölgesi Paris’in. Hem sokakların zenginliği hem de yeme içme alternatiflerinin çeşitliliği çok güzel. Durup durup heryerin fotoğrafını çekmek istiyorsunuz. Özellikle krep seviyorsanız bu bölge denemeniz için biçilmiş kaftan. St Germain bölgesi için 2 cafe ve 1 kahvaltı mekanı önerim var:

Eggs&Co

Burası yumurta sevenler için cennet bir kahvaltı mekanı. Küçük basık tavanlı kendince 2,5’tan 3 katlı bir mekan. Yer bulmak zor, hadi buldunuz diyelim rahatça oturmayı düşünmeyin montunuzu bile çıkartmadan otursanız ancak sığarsınız.

Maalesef ingilizce bilen garsonları ve ingilizce mensü yok ama bence menüyü azıcık zorlarsanız anlayabilirsinz. Biz biraz google translate, biraz yan masaları gözleyerek florentin ve peynirli omlet söyledik. Fiks menü gibi yanında pancake ve meyve salatası ile birlikte geliyor.

Günün sonunda bu çileye değer mi derseniz, eğer erken kalkarsanız ve yumurtayı seviyorsanız bence değer. Yoksa kapın bir kruvasan yanına kahve oturun bir parka ve açıkhava kahvaltınızı afiyetle yapın derim. Fiyat olarak sanırım Paris’teki en yüksek hesabı ödemiş olabiliriz, 45 €.

Les Deux Magots

Bir gelişimde burada sabah kahvaltısı yaptık ve Fransızların meşhur tostu croque monsieur (krok mösyö) yedim, arkadaşım da croque madam’ı denedi. Aslında temelde aynılar, croque madam’da yumurta tostun üzerinde oluyor. Tost ekmeği arasında her iki tariftede bacon ya da dana jambon ve kaşar peyniri var. Oldukça lezzetli. Kahveci bir insan olarak yanına da espresso içtim. Fiyatları normal bir cafe’den bir tık daha pahalı. Ama gerçekten ben Paris’teyim diyorsunuz buraya oturduğunuzda.

Cafe de Flore

Burada kahvaltı yapmadım ama Paris’te uzun yıllar yaşamış bir arkadaşım sıcak çikolatası çok iyidir dedi. Evet başlarda iyi gelse de sonlara doğru benim için bile(!) fazla tatlı oldu. Lokasyon olarak Les Deux Magots ile  yanyana olduğu için mekanda oturma konusunda burası için de aynı yorumları yapacağım.

Yukarıdaki 3 yer de birbirine çok yakın olduğundan ve ben St Germain’e hep bu bölgeden başlıyorum. Dolayısıyla bir sonraki durağım azıcık yürüyüş de yapmış olmak için Lüksemburg Bahçeleri oluyor. Lüksemburg Bahçeleri Paris’te en en en sevdiğim yerlerden biri… Hala aklımda olan bir an; Nisan ayının soğuk bir güneşli pazarıydı ve çok tatlı bir bando etrafındaki kalabalığı dans ettirecek kadar güzel müzikler çalıyordu.

Yerli yabancı herkes elinde kahveleri yiyecek birşeyler, çimlerde uzanmış o anın keyfini çıkarıyor. Rengarenk çiçekler, makinadan çıkmış gibi bir örnek budanmış ağaçlar, heykelleri ortadaki kocaman havuzda yelkenlilerini yarıştıran küçük çocuklar… İnsanı bir yere geri göndertmeyen bir yer.

Buradan çıkabilirseniz önce eğer meraklısı iseniz Sorbonne Üniversitesi’nin olduğu bölgeye alalım, biraz etrafı dolaşıp ve ilham veren havayı koklayıp oradan Latin Quarter Bölgesi’ne geçebilirsiniz.

5. Montmartre –  Sacre Coeur

Montmarte Paris’in merkezinden biraz uzak ve tahminim yarım gün ayırmanız gereken bir bölge. Burası benim 3 Paris ziyaretimde sadece 1 defa gittiğim bir yer oldu ancak gene de Paris seyahat notları içerisinde olmayı kesinlikle hak ediyor. Hafif yokuş bir sokaktan yürüyerek Sacre Coeur adı verilen düğün pastasına benzeyen beyazlıkta ve şirinlikte bir kiliseye varıyorsunuz. O yürüyüş yolunca sağlı sollu sayısız hediyelik eşya dükkanı, sayısız enfes kurabiye ve şekerci dükkanı sizi baştan çıkartıyor.

Biraz kalabalık ama zevkli bir yol. Sacre Coeur önünde kuyruğu olan kiliselerden. Özellikle kiliseye ulaşmak için hafif merdivenli yollarda manzarasınız arkanıza alıp bol bol fotoğraf çekebilirsiniz.

Kiliseyi bitirdikten sonra kiliseyi sağınıza alacak şekilde yürürseniz efsana bir meydana geliyorsunuz. Burası ressamlarla dolu bir meydan isterseniz kendi portrenizi ya da karikatürünüzü yaptırabilir, bir cafe’de lezzetli bir creme brulee yiyebilir ya da nostaljik evlerin olduğu sokaklarda kaybolabilirsiniz.

6. Paris Seyahat Notları için En Eğlenceli Parkur: Disneyland

Gelelim Paris seyahat notları için en eğlenceli parkura: Disneyland! Disneyland hem oyun parkını hem de film studio’larını içinde barındırıan kocaman bir tematik park. Uzun bir tren yolculuğu ile (yaklaşık 45dk-1saat arası) merkezden aktarmasız gelebilirsiniz. Bu şekilde fiyatları daha da makul.

Ben iki defa gittim ve ancak yetti o nedenle biraz programlı olup biraz da erken gelip geç dönerseniz sanırım yeterli olur. Önceliğimiz tabii ki Disneylan’ın kendisi oluyor. Girişinden bitişine kadar sizi o dünyada yaşatan, adeta çocuk olduğunuz, ‘Ay burada Minnie varmış!’ ya da ‘Aaa Pluto!’ dediğiniz bir yer. Bir sürü yapılacak şey var benim en favorim : Phantom Manor ve Big Thounder Mountain olmuştu. Gerçekten zaman nasıl geçiyor anlamıyorsunuz. Ama önceden www.disneylandparis.com  ‘dan bakıp karar verseniz iyi olur çünkü uzun kuyruklar nedeni ile popüler oyunlarda 30dk ile 45dk arası bekleme süreniz oluyor. Bu arada oyunların başında ne kadar bekleyeceğinizi yazıyorlar.

Eğer buradan ayrılabilirseniz Walt Disney Film Stüdyo’larına da bir bakmanızı tavsiye ederim (ikisi yanyana ayrı parklar ve biletleri ayrı satılıyor) Burada favorim The Twilight Zone Tower of Terror! Sadece deneyin diyorum, baya iyi.

Her iki parkta da burger ve pizza gibi fastfood yemek alternatifleri oluyor. Ayrıca milyonlarca Disney karakterini ve o karakterlerle süslenmiş ürünleri satın alabileceğiniz dükkanın olduğunu belirtmesem olmaz. Tabii ki önerim gideceğiniz gün belli ise biletlerinizi önceden web sitesinden almanız hem kolay hem de indirimli…Bilete giriş dahil oluyor. Orada alacağınız eşyalar ya da yemekler size ait. Akşam kapanışına denk gelirseniz de çok tatlış bir gösterileri oluyor. Bütün Disney karakterleri araçları çoşkulu bir konvoy yapıyorlar.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

7. Şimdi gelelim esas konuya outlet ve market alışverişi:

Disneyland’ı vakitlice bitirirseniz hemen yanındaki otelin içinden yaklaşık 5dk mesafede olan alışveriş merkezi ve outlet’e düzenli shuttle kalkıyor. Gidiş dönüş 10euro gibi birşeydi. Paris seyahat notları için son durağınızı da burası olarak belirleyebilirsiniz. Bu alışveriş merkezinin en alt katında yer alan marketten çok uygun fiyatlara şarap-peynir vb ürünleri alabilirsiniz. Yok ben daha orjinal merkezden şarküterilerden ya da wineshop’lardan alacağım derseniz sizin kararınız ama burası da gayet başarılı bence.

Outlet ise yine aynı yerde, bazen dönemsel kampanyaları oluyor onlara denk gelebilirseniz iyi parçalar satın alabilirsiniz. Outlet’in web adresinden güncel markaları ve kampanyaları hatta dükkanların krokilerini görebilirsiniz. www.lavalleevillage.com




Benim Paris seyahat notları için aktaracaklarım şimdilik bu kadar. Umarım bir daha giderim ve yeni keşiflerle bu yazıyı güncellerim. Sevgiler…

Daha Fazla
Fransa

Côte d’Azur Aşkına – Nice

“Mavi Kıyı” anlamına gelen Côte d’Azur; iklimi, kendine has renkli mimarisi ve taş yapıları ile başlıktan da anlaşılacağı üzere  beni kendine aşık edebilmiş hoş bir bölge. Akdeniz etkisinden midir bilinmez, Fransa ve Fransızlar ile ilgili ön yargılarınız varsa, bu yargıdan uzaklaşmak için en uygun yer olduğunu düşündüğüm bu rotayı özellikle yaz aylarında denizden faydalanmak isteyenler için tavsiye ediyorum.

Güneyde Marsilya’dan başlayıp İtalya sınırındaki Menton’a kadar uzanan 200 kilometrelik bir sahil şeridi olan bölgede herkesin aklına Nice, Cannes, Marsilya şehirleri gelse de St. Paul de Vence, Eze gibi güzel köyler de kesinlikle görülmeyi hak ediyor!

İtalya’ya yakınlığından dolayı bölgede bir İtalyan havası hakim. İtalyan restoranlarına sıklıkla rastlayabileceğiniz gibi bir çok mekanın İtalyan’lar tarafından işletildiğine şahit olacaksınız.

Provence-Alpes-Cote-D'Azur

Côte d’Azur’da Ulaşım ve Konaklama tercihi 

Biz öncesinde Paris’i de ziyaret ettiğimizden, Paris üzerinden hava yolu ile Nice şehrine yaklaşık 1 saatte ulaştık. Siz Türkiye’den direk Nice’de bulunan Côte d’Azur Hava Limanı‘na ulaşabilirsiniz ancak çok daha ekonomik olduğu için gezinize Marsilya’yadan başlamak da iyi bir seçenek olabilir. Biz Marsilya’yı yorumlardan dolayı çok beğenmediğimiz için pas geçmiştik ancak tercih yine de sizin.

Côte d’Azur bölgesinde ulaşım gerçekten çok rahat. Konaklama için bölgenin orta noktasından bir şehir seçtikten sonra, araba kiralayarak ya da yaygın ray hattı sayesinde son derece kaliteli klimalı trenlerde serin bir yolculuk yaparak etrafındaki tüm şehirlere kısa sürelerde ulaşabilirsiniz. Biz trenle seyahat etme seçeneğini kullanacağımız için optimum noktada olduğunu düşündüğümüz Nice şehrinde konaklamayı tercih ettik. Nice’te otel fiyatları biraz pahalı olduğundan ve de treni sıkça kullanacağımızdan, tercihimizi iç bölümde tren istasyonunun hemen karşı sokağında bulunan bir evden yana kullandık. Wimdu üzerinden kiraladığımız ev için çok bir yorum yapamayacağım, zorlukları kadar artıları da var. Bizim için en önemli parametre lokasyondu ve bu konuda tam puanı hak ediyordu. Ayrıca tam bir Côte d’Azur tarzı, tahta panjurlu bir evde kaldık. Seyahat sırasında evde kalmanın da çeşitli zorlukları var. Evde konaklama hakkında detaylı bilgiler için Uykunuzu Nasıl Alırsınız? yazımıza göz atabilirsiniz.

Gezi rotamız aşağıdaki şekildeydi:

        1. Gün: Nice’e varış ve Nice gezisi.
        2. Gün: Nice – Menton – Monaco – Monte Carlo – Villa Franche – Sur – Mer
        3. Gün : Nice – St. Paul de Vence – Cannes
        4. Gün: Nice ve eve dönüş

İlk durak: Nice

Siz nasıl şehirlerden mutlu oluyorsunuz bilmiyorum ama eğer bir şehirde yeşil ve mavi tonları hakimse benim içime bir huzur doğuyor. Biraz sayfiye mekanlarını anımsatsa da Nice şehri; yemyeşil coğrafyası, pırıl pırıl denizi ve insana huzur veren sevimli şehir yerleşimi ile tam bir Akdeniz şehri.

Aslına bakarsanız yapılacak çok bir aksiyon yok bu şehirde. Yapabileceğiniz en iyi şey rahatlamak, sakin bir şekilde şehri gezmek, denize girmek ve şehrin tadını çıkarmak olacaktır. Nice’de bahsedeceğim tüm mekanlara yürüyerek ulaştık. Bence gerek olmasa da dilerseniz şehrin içerisinden geçen tramvay ya da otobüsleri de tercih edebilirsiniz.

Nice şehrinde neler yapılır, nereler görülür diyecek olursak:

İlk olarak, deniz önemlidir diyenler için;

Denize girdiğinizde arkanızdaki manzarada yemyeşil dağlar olduğundan içiniz açılıyor. Nice plajlarında kum ne yazık ki yok, her yer taşlık olduğundan bir çok kişi deniz için Cannes’ı tercih etse de suyun berraklığı ve şehrin güzel enerjisinden dolayı ben Nice’de denize girmekten oldukça mutlu oldum. Yerler taş olduğundan havlu atıp yatmak biraz can yakabileceğinden bütçeniz varsa şezlonglu plajları tercih edebilirsiniz. Nice plajlarında şezlong fiyatları biraz uçuk olabilir, dikkat! Diğer dikkat edilmesi gereken nokta ise hırsızlık. Biz hiç böyle bir durumla karşılaşmadık ancak kapkaç olaylarının oldukça yaygın olduğundan söz ediliyor.

Vieux Nice (Eski Nice)

Sahilden iç tarafta kalan ve barok mimari eserleri içeren bu bölgeyi gezmek için birkaç saat vakit ayırmanız gerekebilir. Eğer oteliniz/eviniz eski şehirde ya da eski şehre yakınsa zaten ister istemez göreceksiniz. Côte d’Azur denilince aklıma kazınan eski binalar ve renkli tahta panjurlar her yerde! Çevreyi büyük bir zevkle izleyip bol bol fotoğraf çekebilirsiniz.

vieux-nice

Colline du Chateau Nice

Bir kale olsa da tepesinden şehir manzarasını izlesek diyorsanız doğru yerdesiniz. Müthiş Nice manzarasını daha iyi yakalayabileceğiniz bir yer olduğunu sanmıyorum.

Kaleden sahil şeridi görünümü
Kaleden sahil şeridi görünümü

Promenade des Anglais (İngiliz Sahil Yolu)

Nice’e gidip bu caddeyi görmemeniz imkansız. Alt bölümü plaj, diğer tarafında müthiş binalar olan sahil şeridi boyunca uzanan bu cadde Nice hava limanında sonlanıyor. Yolun kenarında palmiyeler olduğundan Miami havası da var sanırım biraz. İzmir’deki kordon gibi düşünebilirsiniz. Akşam saatlerinde ya da sabah erken saatlerde yürüyüş yaparsanız tadını daha güzel çıkarabilirsiniz, zira yaz aylarında Nice ziyareti yapıyorsanız sıcaktan kavrulmanız olası.

Nice-Promenade-des-Anglais

Bu caddede yürürken muhakkak karşınıza Nice’in en meşhur tarihi oteli olan “Hotel Negresco” çıkacaktır.

Frankrike Nice Negresco

Cours Saleya Pazarı

Her gün açık olan ve meyve, sebze & çiçek satılan bu pazarda yalnızca pazartesi günleri antika ürünler satılıyormuş. Meraklılarına duyurulur. Oldukça keyifli ve renkli bir ortamı olduğundan ve de pazardan meyve sebze alırken kendinizi Nice’te yaşıyor gibi hissedebilirsiniz.

Place Massena Meydanı

Şehrin en büyük meydanı, eğer eski şehre ya da tren garına yakın konaklıyorsanız görmemeniz imkansız. Yaz aylarında serinletme amaçlı yerlerden su buharı fışkırıyor.

20150619_091408

Kısa kısa notlar: Nice Şehrinde; bol bol eski şehirde fotoğraf çektirebilir, yürüyerek şehrin tadını çıkarabilir, denizden bol bol faydalanabilir ve de Côte d’Azur’daki diğer şehirlere olan yakınlığı sayesinde ulaşım avantajı sağlayabilirsiniz.

Nice için söyleyebileceklerim bu kadar. Menton, Monaco ve Cannes’dan bir sonraki yazımda bahsedeceğim. Yorumlar bölümünden her türlü soruyu ve yorumu paylaşabilirsiniz.

Sevgiler…

Daha Fazla