close

Avrupa

Avrupa kıtası ile ilgili yazılar bu kategoriye.

AvrupaGezi İpuçlarıİzlanda

İzlanda’da Araba Kullanmak | Kiralamak

Bir İzlanda seyahati planlıyorsanız ve adanın etrafını dolaşmak istiyorsanız bunu yapmanın en ideal yolu araba kiralamak olacaktır. Yurtdışında çeşitli yerlerde araba kiralamak ve kullanmak ile ilgili deneyimlerimi daha önceden anlatmıştım ancak İzlanda’ya apayrı bir parantez açmak lazım. Ben kiralamamı kışın yaptığım için zaman zaman korkunç bir deneyim olsa da hangi mevsim giderseniz gidin İzlanda’da Araba Kullanmak ile birlikte bir sürücü olarak daha önceden dünyanın herhangi bir yerinde tecrübe etmediğiniz birçok ilki deneyimleyeceksiniz.

İzlanda’da Araba Kiralamak

İlk olarak kolay kısım olan İzlanda’da araba kiralamak ile başlayalım. İzlanda son yıllarda oldukça turistik bir yer haline dönüştüğü için Keflavik Uluslararası Havalimanında araba kiralama firmaları bir hayli fazla. Burada Sixt, Avis, Budget gibi uluslararası firmalarla birlikte Lotus gibi yerel ve bu işi gerçekten iyi yapan firmalar da mevcut. Ben kiralamamı uzun bir araştırma  sonucu Lotus Car Rental ’dan yaptım ve kiralama sürecinden bir hayli memnun kaldım. Zaten Google’daki incelemelere göre oradaki en iyi firmalardan biri olarak gözükmekteydi. Kendi tecrübelerime de dayanarak hiç tereddüt etmeden öneririm. Ayrıca aracı teslim alırken kartınızdan depozito bloke etmemeleri bence çok büyük artı.

Tüm araç kiralama firmalarında küçük araçlardan 4×4 SUV’lere kadar seçenekler mevcut. Programınıza ve mevsime göre istediğinizi seçebilirsiniz. Ancak programınızda F-Road diye geçen Highland yolları var ise 4×4 bir araç kiralamanız gerekmekte. F-Road’lar kısaca dağlık bölgelere ulaşmak için kullanılan toprak ve çakıl yollardan oluşan, zaman zaman nehir geçişlerinin olduğu yollar ve 4×4 araçlar dışında bu yollara girmek kesinlikle yasak. Ayrıca bu yollar yaz dönemi açık oluyor. Genellikle Haziran sonunda açılan yollar hava izin verdiği sürece 3-4 ay boyunca açık kalıyorlar. 

İzlanda’ya kışın gidecekseniz de genel olarak 4×4 araç kiralamanız önerilmekte. Ben de hava şartlarından biraz korktuğum için tercihimi bu yönde yaptım ve 4×4 Kia Sportage kiraladım. Aslında yol tutuşu aracın 4×4 olmasından çok kar lastikleri ile ilgili, ama o rüzgarda büyük ağır bir araç yolda güven veriyor. Gerçi zaman zaman yollar o kadar kötü bir hale geliyor ki ben o arabada bile çoğu zaman güvensiz hissettim.

Son olarak, araç kiralarken sigorta seçeneklerinden bahsedeyim. Yukarıda bahsettiğim firmalarda genel sigorta araç kiralama fiyatına dahil olsa da herhangi bir hasar durumunda araç modeline göre ortalama 360.000 ISK civarı bir sorumluluk bedeli oluyor. (Yaklaşık 16.000 TL) İzlanda’da herhangi bir kaza geçirmeseniz bile doğanın aracınıza çizik vb. hasarlar vermesi çok olası, o nedenle ben bu yükün altına girmemek için sorumluluk bedelini düşüren sigortalar seçmenizi öneririm. Özellikle Güney İzlanda’ya gidecekler için Sand And Ash (Kum ve Kül) sigortası, çakıl yollardan geçecekseniz ise Gravel Protection olarak geçen lastikten seken çakılların verdiği zararları koruyan sigortayı kiralamanıza eklemenizi öneririm. 

İzlanda’da Benzin Almak

İzlanda’da benzin istasyonları self servis. Avrupa’nın genelinde olduğu gibi benzininizi doldurmak için herhangi biri çalışmıyor, siz makineyi kullanarak işleminizi yapıyorsunuz. Burada dikkatinizi çekmek istediğim tek bir konu var.

Makineleri kullanırken ilk yapmanız gereken benzin alacağınız tutarı seçmek. Karşınıza 1000 ISK, 2000 ISK, 4000 ISK vb gibi seçenekler çıkıyor. Siz tutarı seçtiğinizde kartınızdan o miktara bloke koyuyor. Eğer seçtiğiniz tutarın tamamını doldurdu iseniz hiçbir sıkıntı yok, ancak deponuz doldu ve seçtiğiniz tutara hala erişemedi iseniz işleminiz sonlanıyor ve bloke olan tutardan arda kalan kısım kartınıza iade oluyor. Ancak burada bankaların iade süreci vs derken bloke olan tutarın birkaç gün sonra kartınıza yansıdığı için eğer sürekli fazla tutar seçerseniz kart limitinizden önemli bir kısım bloke kalabilir. İzlanda’da benzinin litresi 220 kron civarı, yani örneğin 40 litre deposu olan bir araca benzin doldururken yarım depo alıyorsanız 4000, 5000 ISK gibi seçenekleri seçmeniz en ideali olacaktır. Bu arada, aman doğru benzin tipini seçtiğinizden emin olun.

Yukarıda da bahsettiğim gibi benzinin litresi ortalama 220 kron (motorin, dizel aynı), yani yaklaşık 10 TL. 40 litrelik bir depo 400 TL gibi bir tutara doluyor. İzlanda’da özellikle Route 1 üzerinde gezerken göreceğiniz iki benzinci arasında 100’lerce kilometre mesafe olabilir. O nedenle benzin ibresi biraz düşmeye başladığı vakit önerim hiç riske girmeden az az doldurmanız. 

İzlanda’da Araba Kullanmak

Yazının en önemli kısmını sona sakladım. İzlanda’da araba kullanmak dünyanın herhangi bir coğrafyasında araba kullanmaktan çok farklı olabilir. Evet, öyle trafik tersten falan akmıyor belki ama bu el değmemiş gibi gözüken adada doğanın insandan üstün olduğunu her yerde hissediyorsunuz. Özellikle kışın veya rüzgarlı havalarda araba kullanmak gerçekten her zamankinden daha fazla dikkat istiyor. Biraz da korkutuyor ne yalan söyleyeyim, ama tüm o korkuya değdiğine emin olabilirsiniz.

Öncelikle özellikle Kuzey Işıkları için kışın tercih edilen İzlanda’da kışın araba kullanmak ile ilgili bir video paylaşacağım, videoda yazan uyarıların çevirilerini alta ekledim.

Iceland – Winter Driving from Team BCI on Vimeo.

  1. Yola çıkmadan önce her zaman yol koşullarını kontrol edin ve rotanızdan emin olun.
  2. Kışın gün ışığı saatleri az ve karanlıkta araba kullanmak yorucu, planınızı buna göre yapın.
  3. Görüş mesafesi kısıtlı ise yavaşlayın,  ancak asla yolun ortasında durmayın. 
  4. Diğer araçların da güvenliğini düşünün, verdiğiniz her kararın bir sonucu olacaktır.
  5. Ne zaman pes edip geri döneceğinizi bilin ve güvenli olana kadar bekleyin. 
  6. Yolun keyfini çıkarmayı unutmayın.

Evinize anılar götürün, pişmanlıklar değil. 

Evet, yukarıda bahsettiğim gibi videoda gördükleriniz korkutucu değil mi? Ben bu videoyu gitmeden önce izlemiştim ve burada sanki en kötü durumları betimlemişler gibi gelmişti, o nedenle o kadar da kötü olmaz diyerek çok üzerinde durmamıştım. Ancak deneyimledikten sonra hava şartlarının genel olarak böyle olduğunu gördüm. Hiç tecrübe etmemişler için çok stresli, o yüzden böyle bir havada araba kullanmaya cesaret edemeyecek gibiyseniz hiç o strese girmeden İzlanda’daki birçok turdan birini seçebilirsiniz.

Ek olarak, 1 numaralı uyarıda bahsi geçen yol koşullarını ve havayı kontrol etmek için en.vedur.is, road.is, safetravel.is gibi siteleri kullanabilirsiniz. Bu konuda insanları bilgilendirmekte gerçekten çok iyiler.

Gelelim İzlanda’da araba kullanmak ile ilgili temel kurallara:

Hız Sınırı

İzlanda’nın yolları öyle hız yapmaya elverişli yollar değil. Zaten Reykjavik etrafı dışında çok şeritli yol bile görmeniz imkansız gibi. Şehir içinde 50 km olan hız sınırı, Gravel Roads dedikleri çakıl yollarda 80 km, şehir dışında kalan ana yollarda ise 90 km. Kışın gidiyorsanız zaten 90 km’yi pek geçmeye cesaret edemeyeceksiniz ama yazın da hız yapmamanızı öneririm. Çünkü Izlanda’da hız cezaları bir hayli yüksek. 

Bu işareti görüyorsanız biraz sonra kamera hız kontrolü yapacak demektir. Hızınıza ekstra dikkat etmenizde fayda var.

Emniyet Kemeri 

‘Lütfen emniyet kemerinizi takınız.’ Diye uyarmama gerek yok aslında ama İzlanda’da ön koltuk veya arka koltuk fark etmeksizin araçta bulunan herkesin emniyet kemeri bağlaması zorunlu. Eğer çocuğunuz var ise onun da yaşına uygun çocuk koltuğu ve kemer ile seyahat etmesi gerekiyor.

Farlar

Gündüz veya gece fark etmeksizin İzlanda’da farlarınız her zaman açık olmalı. 

Yol Dışı Araç Kullanmak

Off-Road driving dedikleri belirli yolların dışına çıkarak araç kullanmak kesinlikle yasak.

Highlands – F-Roads

Eğer programınıza adanın iç kısımlarını, dağlık bölgelerini ekledi ise ne mutlu size. Harika manzalarla karşılaşacaksınız. Ancak buralara gitmeyi planlıyorsanız kesinlikle 4×4 araç kiralamalısınız. F-Road diye geçen yollara 4×4 araçlar dışında girilmesi kesinlikle yasak ve büyük cezaları bulunmakta.

Yoldaki Hayvanlar

İzlanda’da Araba Kullanmak dediğimde büyük ihtimalle böyle bir uyarı beklemiyordunuz. Kışın hiç olmasalar da özellikle yazın Route 1 üzerinde seyahat ederken bir koyun sürüsü ile karşılaşmanız çok olası. Bu durumda dikkatli bir şekilde yavaşlayıp hayvanların yoldan çıkmasını beklemelisiniz. İzlanda’da eğer yolda giderken bir hayvana çarpıp zarar verirseniz, o hayvanın ücretini sahibine ödemek zorundasınız. Ancak ücretinden çok bir hayvana zarar vermenin vicdanen yükü daha fazla tabii. O nedenle lütfen dikkat.

Tek Şerit Köprüler & Tüneller

Route 1 üzerinde, özellikle Güney İzlanda’da karşılaşacağınız tek şeritli köprüler aslında tam adı gibi. Köprü üzerinde tek bir şerit var ve sadece tek bir yönde geçiş yapılabiliyor. Buradaki temel kural köprüye gelirken hafiften yavaşlayarak kontrol etmek ve araç yoksa geçmek. Eğer araç var ise köprünün ucuna ilk önce hangi araç geldi ise onun geçme önceliği var. Karşıdan gelen araç geçtikten sonra köprüde herhangi bir araç yoksa yola devam edebilirsiniz. Bir kibarlık göstergesi olarak bekleyen araca elle küçük bir teşekkür etmek adetten. 

Blindhead

Blindhead’ler kabaca bir çeviri ile kör tepeler aşağıda gördüğünüz işarette olduğu gibi aslında çok açık. Bir tepeye yaklaşıyorsunuz ve yolun geri kalan kısmı da yokuş aşağı olduğu için tepenin ötesinde ne var görünmüyor. Bu durumlarda dikkatli olarak hızımızı azaltmakta fayda var.

 

Navigasyona Her Zaman Güvenmeyin

Evet, İzlanda’da iseniz navigasyon da sizi yanıltabilir. Genellikle en kısa yolu gösteren navigasyonların önerdiği rotalardaki yollar, İzlanda’daki güncel yol durumlarını bilmediği için kapalı olabilir. Böyle bir durumla karşılaşırsanız onca yolu geri dönmek zorunda kalabileceğinizden yola çıkmadan navigasyonun geçtiği yolların durumunu road.is sitesinden kontrol edip rotanızı gerekirse yol durumlarına göre düzenleyin.

Buzlu Yollar

İzlanda’da Araba Kullanmak özellikle kışın korutucu ve stresli bir işe dönüşüyor. Kış dönemi çoğunlukla karşılaşacağınız buzlu yollarda ekstra bir dikkat gerekiyor. Özellikle ani frenler veya viraja hızlı girişler buz üzerinde bir anda araca hakimiyetinizi kaybettirebilir.

İzlanda'da Araba Kullanmak

Rüzgar Olayı

İzlanda’da benim hiçbir yerde görmediğim bir rüzgar var. Zaman zaman 100 km’yi aşan hızıyla araçları bile yerinden oynatan bir rüzgar. Özellikle buzlu da bir yol var ise düz giderken bile rüzgar sayesinde hafif hafif şerit değiştirtebiliyor. Ayrıca yazın sürekli yola kum ve kül gibi şeyleri uçuran rüzgar kışın etraftaki karları uçuruyor. Bu nedenle hiç yağış olmasa bile bazen görüşünüz sıfıra inebiliyor.

Paralı Yollar

İzlanda’da bir tane paralı geçiş yapılan tünel bulunmakta. Tünel Akureyri’den doğuya doğru giderken Akureyri – Myvatn arasında 7 km’lik bir uzunlukta. Şayet tünelden geçecekseniz geçmeden 3 saat öncesi veya geçtikten sonra 3 saat sonrasına kadar tunnel.is adresine girip plakanızı girerek ödeme yapmanız gerekiyor. Tünelden tek geçiş ücreti 1.500 ISK. Gidiş dönüş iki kere geçecekseniz iki kere ödeme yapmalısınız. Eğer ödeme yapmazsanız tünel geçiş ücreti 2.500 ISK olarak araç kiralama firmanıza gidiyor ve işlem ücreti vb. Ücretler de eklenerek 6.500 ISK civarı cezalı geçiş tutarı ödemek zorunda kalıyorsunuz. 

İzlanda'da Araba Kullanmak

İzlanda’da Araba Kullanmak ve Kiralamak hakkında aklıma gelen her şeyi paylaşmaya çalıştım. Eğer sorularınız var ise yorumlara beklerim.

Videonun sonundaki uyarıyı unutmayalım: Evinize anılar götürün, pişmanlıklar değil.

Keyifli seyahatler.

Yurtdışında araba kullanmak ve kiralamak üzerine diğer deneyimlerim için aşağıdaki yazıları okuyabilirsiniz:

 

Daha Fazla
Ama İyi YedikAvrupaHollanda

Amsterdam Yeme İçme Rehberi – İlişkiye ara vermek!

İster kabul edin ister etmeyin ama ara vermek düzenli ilişkisi olan her insanın mutlaka en az 1 defa duyduğu bir kavramdır. Asıl nedenini sadece talep eden taraf bilir ki genelde de ara uzun hatta çok uzun olur. Her ne kadar istemesem de sanırım gezenkafa.com ile olan ilişkimde de benzer bir duruma ihtiyaç duydum. Son yazımın üzerinden neredeyse 1 yıl geçmiş ve ben aslında ciddi bir ara vermişim. Son 1 yılda size anlatmak istediğim şeyler birikti. Ama en iyi başlangıç en sondadır diyerek: Amsterdam Yeme İçme Rehberi ile Travel Bakery is back!

8 – 11 Aralık 2018 tarihlerinde Amsterdam’a gittim. Aslında bu kadar soğuk bir ayda gitmemin en büyük motivasyonu Christmas Market idi ancak otelimizin önündeki 4 stand’lık bölümü saymazsak maalesef bir market yoktu. O nedenle daha önceden belirlediğim yerleri rahatlıkla deneyecek vakit buldum. Aslında Amsterdam’ın kendine has bir mutfağı yok. Yine Dubai’de ya da Londra’da olduğu gibi farklı kültürlerden oluşan mutfak deneyimleri var.

Kahvaltı

Yurtdışındaysanız genelde kahvaltı için sizi poşe yumurtalı ve avokadolu ya da sağlıklı bowl-granola barlı menüler karşılar. Tabii ki bir cafeden ya da pastaneden taze bir pastane ürünü ve kahve ile de günaydın diyebilirsiniz. Biz ilk gruptan olduğumuz için 2 gün için de kahvaltı tercihimiz bol yumurta seçenekli, kahvesi güzel mekanlar oldu.

Pluk Amsterdam

Sadece kahvaltısı için değil bence bardak – mumluk vb sattığı ürünleri ve ambiyansı için de mutlaka görülmesi gereken bir mekan. 3 katlı, kısmen açık mutfaklı ve minik hediyelik ürünler de satan dünya tatlısı bir yer. Oldukça kalabalık olmasına rağmen hızlı servisi var. Siparişinizi kasada kendiniz veriyorsunuz sonra onlar masanıza getiriyor. Benim tavsiyem önce menüyü alıp masanızı seçmeniz sonra siparişinizi vermeniz yoksa yer konusunda sıkıntınız olabilir özellikle hafta sonları.

Yumurtalara ek olarak sağlıklı bowllar ve kahvaltı tabakları da değerlendirebileceğiniz alternatifler arasında. Gelelim neler yediğimize: 3 kişi paylaşacak şekilde ortaya 2 yumurtalı tabak ve 1 bademli kek söyledik.

Broodje Smashed Avocado – 8.50 euro

2 dilim ekşi mayalı ekmek üzerine limon ve yağ soslu ezilmiş avokado sürülmüş, üzerinde 2 poşe yumurta olan efsane bir tabak geldi. Artık Türkiye’de özellikle İstanbul’da da bu tarz kahvaltı menülerine sıklıkla rastlıyoruz ancak hem lezzet hem de sunum olarak ben hala yurt dışında tadına bakmayı seviyorum.

Eggs Florentine – 9.00 euro

Brioche ekmeği üzerine poşe yumurta, ideal haşlama süresinde pişen ıspanak ve hollandaise sos ile oldukça doyurucu tabağımda en çok ekmeği sevdim. Hem kıvamı hem lezzeti hem de tabağın geri kalanı ile oldukça uyumlu bir aroması vardı.

Blueberry Almond Cake – 5.50 euro

Kasanın hemen yanında günlük üretilen çeşitli tatlılar, pastalar var. Gerçekten görsel olarak görerek seçim yapmak daha keyifli. Seçtiğimiz badem unlu blueberry’li kek inanılmaz hafif ve tam olması gerektiği gibiydi. Listemizde daha çok tatlı olduğu için açıkçası tek bir seçim yaptık.

Yediklerimize ek olarak Pluk Amsterdam’da 1 latte için 2.90 euro ve 2 americano için 4.80 olmak üzere toplam 30.70 euro ödedik.

Bagels & Beans

Bagel Amsterdam’a gideceğimi duyan bütün arkadaşlarımın bana mutlaka denemelisin dediği birşeydi. Her ne kadar İstanbul’da 1 ya da 2 defa denemiş olsam da bagel için Bagel&Beans yapılacaklar listemde ilk sıralardaydı. Bagel için aslında simitin daha susamsız daha tok versiyonu diyebiliriz. Biraz doughnut’a da benziyor şekil ve yapı olarak.

Menüde bagel çeşidini, üzerine sürülecek krem peynir çeşidini ve eklenecek malzemeyi seçtiğiniz kendi bagel’ini kendin yap opsiyonu mevcut. Dilerseniz hazır çeşitlerden de seçebilirsiniz. Sabah kahvaltısı olmasa aslında en klasik olanı krem peynir ve biraz ile somonlu olanı. Biz kahvaltı için 3 bagel yanına da sıcak bir kahve seçtik.

Awesome Prana – 7.7 euro

İçinde humus, avocado, ve çeşitli Mısır baharatları olan glutensiz bagel Prana ile servis edilen sağlıklı bir kombinasyon.

Mozzarella – 6.15 euro

Pesto sosu, çam fıstıkları ve domatesin de eklenmesi ile özellikle sabahları sade ve şaşırtmayan bir kahvaltı tercih edenler için güzel bir opsiyon.

Amsterdam Yeme İçme

Tosti – 5.25 euro

Amsterdam’ın peynirleri çok meşhur. Kahvaltı için bu peynirlerin tadına klasik bir domuz jambonu ile demek isterseniz güzel bir opsiyon. Sadece ben bu karışıma pişmiş domatesi pek yakıştıramadım. Malzeme miktarı olarak da (özellikle peynir için bu yorumum) beni pek tatmin etmedi.

Kahveler ile birlikte 27.25 euro ödediğimiz Bagel&Beans kahvaltı yerine atıştımalık olarak tercih etseydik daha mutlu olacağımız bir opsiyon olurdu.

Omelegg

Tataaaam yumurtanın merkezde olduğu bir kahvaltı ne kadar kötü olabilir ki? Omelegg açık mutfaklı ve yumurtaların çeşit çeşit pişirildiği bir mekan. Amsterdam’da 2 şubeleri var. Merkez restoran nasıldı bilmiyorum ama biz De Pijp bölgesindekine gittik oldukça sakindi. Gelelim yediklerimize:

The Dutchie – 8.95 euro

Bacon-soğan-mantar ile harmanlanmış bol Hollanda peynirli bir omletti. Bir ara soğan kısmı fazla mı geldi diye düşünmedim değil. Hem peynir’i çok seviyor olmam hem de Hollanda’nın bir peynir cenneti olmasından dolayı kahvaltılarımda özellikle yerel peynirli yemekleri tercih ettim.

El Chorizo – 8.95 euro

Sucuk canınız çekti ise özellikle yurtdışında chorizo (domuz içerir) lezzetli bir alternatif oluyor. Bunda da yanında klasik Hollanda peyniri, mantar ve soğan ile oldukça doyurucu ve insanı üzmeyen bir kombinasyon olmuş.

Scramblicious – 8.50 euro

Yumurtayı scramble usulü İstanbul’da pek güzel yapan bir yer yok. Zamanında BigChefs’ler güzel yapıyordu o kadar. O nedenle bu opsiyonu bulduğumda mutlaka demeye çalışıyorum.
Bu yumurtanın bir güzelliği de lezzetli bir kruvasan ile servis ettiler. içine ekstra zeytin de alınca pek lezzetli oldu doğrusu.
Yanına bir çay ve karışık meyve suyu ile birikte Omelegg’e toplam 31.80 euro ödedik.
Bu arada kahvaltı sonrası güzel bir kahve severseniz özellikle De Pijp bölgesi 3.dalga kahveler açısından cennet. Kahve için bizim tercihimiz Coffee & Coconuts oldu.

Amsterdam’ın Ünlüleri

İster sosyal medyanın gücü diyin isterseniz hak edilmiş şöhret diyin bazı mekanlar ya da ürünler oldukça popüler oluyor. Gerçekten ben de çok etkileniyorum ve bir bakıyorum ki yapılacaklar listeme girmişler bile.

Van Stapele Koekmakerij

Sanıyorum daha Amsterdam’a gitme fikri benim için portakalda vitaminken ikiye bölündüğünde ortasından akışkan beyaz çikolata çıkan çikolatalı kurabiyeleri duymuştum. Sadece bunu satan küçücük bir dükkan önünde inanılmaz kuyruk ile karşılıyor sizi.
Saat 10:00’dan akşam 18:00’e kadar açık ve günde yaklaşık 2.000 adet kurabiye satıyorlarmış. Zaten içeride minik bir fırın ve hazır kurabiye hamuru var. 4 ya da 5 kadın orada hazırlayıp fırına atıyorlar. Oradan da hoop sıcacık tezgaha. Tadı normal çok çarpılmadım açıkçası. Zaten Türkiye’de de o kadar popüler oldu ki çoğu sitede tarifini kolaylıkla bulabilirsiniz. Unutmadan tanesi 2 euro civarı.

Winkel 43

Eğer başıma birşey gelmeyecekse ve Amsterdam’da aynı isimde başka bir yer yoksa sanırım dünyanın en abartılmış elmalı turtası burada olabilir. Akşam üzeri gittiğimiz için aslında bildiğiniz bar’a girmiştik. Ancak masada oturan herkes istisnasız tepesine kocaman bir krema kondurulmuş bu turtayı yiyordu. 10 dk masa bekledikten sonra önümüze gelen tabağa iştahla giriştik ama o da ne… üstündeki kalın hamurdan elmalı içe ulaşmak mümkün diil, hadi ulaştık kavuşma anımızda pek çoşkulu olmadı açıkçası. Standart, hemen hemen her yerde yiyebileceğiniz bir elmalı turta.
Yani herkesin ağız tadı farklıdır yine de deneyeceğim derseniz fotosunu bile çekme motivasyonumun olmadığı turtanın tanesinin 3.70 euro olduğunun altını çizeyim.

Van Wonderen Stroopwafels

İşte önünde 15dk bekleme garantisi olan bir başka mekan daha. Bu nedir derseniz aslında Starbucks’larda kasa önünde duran sütlü kahve rengindeki yuvarlak içi karamelli waffle’lar.
Amsterdam’da her yerde görebilirsiniz ama esas merkezi burası. Küçük bir dükkan ve yine tek bir ürün satıyor. Sıra olmasının nedeni ise o anda talebinize göre sıcak sıcak neli isterseniz onlu waffle yapması ki bu biraz cazip dürüst olalım! Sadece sipariş verirken küçük olan şey aşağıdaki fotoda göreceğiniz üzere kocamanmış aslında. Bu nedenle çok tatlı sevmiyorsanız ya da aç değilseniz 1 taneyi 2 kişi paylaşabilirsiniz.
Bu arada farklı markaların paket versiyonlarında içi ballı olanlar da var. Onlar karamelliye göre daha az şekerli bilginiz olsun. Tanesi 3.95 euro.

Negen Straatjes

Sanırım bu krep işi sadece Amsterdam’da değil Paris’ten Brüksel’e kadar uzanan bir hat içinde heryerde meşhur. Aslında bizlerin akıtma dediği incecik bir hamur pişiriliyor ve içine tatlı ağırlıklı olmak üzere tuzlu bir sürü malzeme koyulara zengin bir krep ortaya çıkıyor. Mekanın tatlışlığı nakit ödeme kabul etmiyorlar. Bunu da zeki mesajların yer aldığı insertlerde belirtiyorlar.
Biz neler yedik derseniz: apple crumble ve vanilyalı dondurmalı krep ile muzlu (altını çizelim hamurda muz vardı) ve bademli nutellalı krep…her ikisi için de 11.50 euro ödedik. Krep için çok alternatif var bence lezzetleri de benzerdir. Ama burayı tavsiye ederim.

Patates kızartması aşkına Vlaamse Frites

Amsterdam’da yine çok popüler olan ve adım başı denk geleceğiniz birşey de yolda ayaküstü patates kızartması yemek. Ucuz (1.50 ile 3 euro arası ) akla hayale gelmeyecek sosları var ve en önemlisi 2 dk içinde yemeye hazır e daha ne olsun?

Febo

Burası da bir garip ayaküstü atıştırma mekanı. Garip diyorum çünkü alabildiğine kızartmalı zararlı ama lezzetli tek lokmalık yiyecekler, metal dolapların içinde ve siz ödemesini yaparak onları seçiyorsunuz. Ben denemek için bol peynirli bir şey seçtim tam da beklentimi karşıladı. Ayaküstü yolda birşeyler yiyeyim derseniz deneyin mutlaka. Zaten adım başı her yerde var.

Son olarak Amsterdam Yeme İçme konusunda gidemediğim ama aklımda kalan mekanlar:

  • Bakers & Roasters (kahvaltı)
  • Butcher ve Lombardo’s (burger)
  • Brouwerij (kendi biralarını yapan biracı)

Herkese böylesine lezzetli bir Amsterdam seyahati dileklerimle.

Daha Fazla
AvrupaGezi İpuçlarıİzlanda

İzlanda 101 – Gitmeden Önce Bilinmesi Gerekenler

Geçtiğimiz haftalarda bir haftalık bir İzlanda seyahati gerçekleştirdim ve beni uzun süreden sonra tekrardan yazmaya teşvik eden bu olağanüstü coğrafyayı anlatmak için sabırsızlanıyorum. İzlanda ile ilgili ilk yazım biraz ülke ve coğrafya hakkında genel, gitmeden hatta planlamadan önce bilinmesi gereken genel bilgilerden oluşacak. Gezilecek görülecek yerleri ve yapılacak aktiviteleri ise sonraki yazılara saklıyoruz. O zaman hadi, karşınızda İzlanda 101.

İzlanda Geysir

İzlanda’ya Nasıl Gidilir?

Temel bilgilere en temel bilgilerden başlayalım. Nasıl gidilir sorusu elbette cevabının bulunması çok zor bir soru değil. Atlantik Okyanusu’nun ortasında bulunan bir ada olarak İzlanda’ya en rahat ulaşım yolu havayolu. Ancak ne yazıkki ülkemizden İzlanda’ya direk uçuş bulunmamakta. Bu doğrultuda uçak bileti arama motorlarından gideceğiniz tarihlerde bulabileceğiniz en uygun seçenek muhtemelen en ideali olacaktır. Yakın konumu nedeniyle genellikle Kopenhag, Oslo vb. Gibi kuzey başkentleri İzlanda aktarması için en çok tercih edilen yerler. Hem gitmişken birkaç gün oraları da gezmekte fayda var. 

Ben gidişimi British Airways ile Londra aktarmalı olarak, dönüşümü ise önce Wow Air ile Amsterdam, Amsterdam’dan ise Pegasus ile İstanbul olarak yaptım.

Vize Konusu

İzlanda schengen bölgesi içinde olduğundan ihtiyacınız olan vize schengen. Ancak aktarma yapacağınızı düşünürsek aktarma yaptığınız ülkenin de vize koşullarını önceden incelemekte fayda var. Büyük ihtimalle Avrupa üzerinden aktarma yapacağınız için schengen vizeniz aktarma için de yeterli olacak. Ama örnek olarak İngiltere, 12 saatten uzun aktarmalar için transit vize istiyor. Benim daha önceden İngiltere vizem olduğu için İngiltere’ye de giriş yaparak 1 gece konaklamalı aktarma yaptım ve herhangi bir sorun yaşamadım.

Schengen başvuru istatistiklerine göre İzlanda’nın en az red veren ülke olduğunu da ekleyeyim. Ancak aynı istatistikler İzlanda’nın genel olarak sadece seyahat süresince vize verdiğini, çoğunlukla uzun süreli vize vermediğini söylüyor.

İzlanda Para Birimi

İzlanda’nın para birimi İzlanda Kronu. Yani diğer dövizler burada işe yaramayacak. (Bazı turistik yerler EUR ve USD kabul ediyor.) 1 İzlanda Kronu 22 Şubat 2019 kuru ile 0.044 TL. Ne güzel bizden değersiz para birimi var diye düşünebilirsiniz ancak hemen o düşünceden uzaklaşın. Çünkü ülke genelinde yapacağınız en ufak harcamalar 250-300 kron civarından başlayacak.

Yaklaşık bir hesaplama ile 1000 kron 45 TL’ye denk geliyor. Yaklaşık 9 USD veya 7.5 EUR. Hesaplamalarınızı buna göre yapabilirsiniz. 

Ek olarak, İzlanda’ya giderken yanınıza hiç nakit almanıza gerek yok. Neredeyse her yerde kredi veya banka kartlarını kullanabilirsiniz. (Ki ben geçersiz olan hiçbir yer ile karşılaşmadım.) Bu ülkenin yerel halkı da neredeyse hiç nakit kullanmadan yaşıyor.

Bütçe Mevzuları 

Hiç lafı uzatmadan söyleyeceğim, İzlanda gerçekten pahalı. Öyle pahalı ki Amerika’dan gelen ve USD kazanan, Avrupa’nın en pahalı ülkelerinden gelen ve EUR kazanan insanlar bile İzlanda’ya pahalı diyor. TL kazanan ve para birimi saydığım para birimlerinden 5-6 kat düşük olan bizler için durumu düşünün. 

Peki ne yapmalı? Genel olarak bir seyahat düşünüldüğünde ülkeye ulaşımı ve vizeyi saymaz isek en büyük giderlerde ilk iki sırayı konaklama ve yemek alacaktır herhalde. İzlanda’da buna ek olarak eğer ülke genelinde gezmek istiyorsanız araba kiralamayı da eklemeniz gerekiyor. Bu bağlamda düşürmeniz gereken ana giderler konaklama, yemek ve araba kirası olacak. Bunun için önerilerime gelecek olursak.

Konaklama

Konaklamayı genel olarak hostel seçin. Gerçekten, İzlanda’da çok güzel hosteller var. Hostel olmayan yerlerde de oteller yerine konuk evi gibi konaklama seçenekleri mevcut. Konaklamanızda ortak bir mutfak, yemek pişirme alanı olduğundan emin olun. Konaklamanızda mutfak tarzı bir olanak olması en önemli bütçe düşürme önerisine ön ayak olacak. 

The Barn, Vik İzlanda

Yeme İçme

Yemeği Türkiye’den götürün. Gerçekten buradan alabileceğiniz kadar konserve, makarna vs kolay yapılabilecek yemek çeşitlerini valizinize doldurun. Konaklamayı da mutfaklı bir yer seçti iseniz başka hiçbir şeye ihtiyacınız yok. Zaten İzlanda gezerken sizi hiçliğin ortasında hissettireceğinden (özellikle kış mevsiminde) bazen etrafınızda yemek yiyebilecek bir restoran bile olmayabilir. Ben orada olduğum 7 gün boyunca 6 gün yemeğimi bu şekilde yedim.

Son gün restoranda bir yemek ve dışarıda bir standdan 2 sosisli yedim. Restoranda bir tabak yemek ve kola 3200 Kron yani yaklaşık 150 TL, 2 sosisli ise 900 kron yaklaşık 40 TL tuttu. 7 gün boyunca 3 öğün böyle yenirse TL cinsinden bütçeyi düşünemiyorum.

Araç Kiralama

Araba kiralamadan çok fazla kısmanız pek mümkün olmayacak aslında ama önerim Lotus veya Blue gibi yerel bir kiralama firmasını kullanmanız. Bu firmaların artısı arabayı alırken kartınızdan herhangi bir depozito bloke etmemeleri ve gerçekten iyi hizmet sunmaları. Ek olarak, bütçenizi çok sarsmayacak ise tam sigorta alın. Çünkü İzlanda’nın öyle değişik bir havası var ki başınıza ne geleceği hiç belli olmaz. 

Araç Kiralama + Konaklama Alternatifi: Camper

Son olarak, konaklama ve araç kiralamayı birleştirip bir Camper kiralayın. Camper ile seyahat İzlanda genelinde bir hayli yaygın, Camper’lar genel olarak daha pahalı ancak bütçesini hesaplarken konaklama ve araç kiralama olduğundan uygun bir hale gelebiliyor. Ayrıca aracınız içinde konaklama üniteleri, akan musluğu olan küçük bir mutfak alanı gibi tüm temel yaşam alanınız olacak. Ancak belirtmem gerekir ki Camper’larla da öyle istediğiniz yerde gece kalamıyorsunuz, gece bir kamp alanına girmeniz gerekiyor ki onlar da elektrik, tuvalet, duş gibi temel hizmetler için ortalama 10-15 EUR gibi gecelik ücret alıyor.

Araç Kiralama

Bütçe mevzularında kısaca bahsettim ama bu konuyu biraz açmak lazım. İzlanda’yı gezmek için en ideal yöntem araç kiralamak. Ülke içi toplu taşıma için çok fazla seçenek yok, nadir olarak şehirler arası otobüs veya uçak seferleri olsa da pek ideal bir seçenek değil. Bütçe mevzularında bahsettiğim gibi normal bir araç veya camper kiralama gibi iki seçeneğiniz var. 

Ben kiralamamı Lotus Car Rental‘dan yaptım ve son derece memnun kaldım. Kış mevsimi olduğu için herkesin önerisi ile 4×4 bir araç kiraladım, ancak asıl önemli olan 4×4 olmasından ziyade ağır ve büyük bir araç olması. Çünkü çoğu zaman öyle bir rüzgar var ki aracın ağırlığı yol tutuşta çok önemli bir artı sağlıyor. Onun dışında her şeyi kar lastikleri yapıyor zaten. 

Benzin ise pahalı, bir litre benzin yaklaşık  220 kron yani 10 TL ve 45 litrelik bir aracın deposunu 450 TL’ye dolduruyorsunuz. Bazen yolda 100-200 km boyunca bir benzin istasyonu ile karşılaşmamanız olası, o nedenle planınıza göre yarım deponun altını gördüğünüz an karşınıza çıkan ilk benzin istasyonuna girmenizde fayda var. Araba kullanmak ve kiralamak ile ilgili detayları gelecek yazılarda ayrıca paylaşacağım.

Şimdi Hava Durumu

Şubat ayında İzlanda’da bir hafta geçirmiş biri olarak öncelikle söyleyeceğim tek şey buraya kışın gelmenin gerçekten delilik olduğu. Katlarca giyinseniz de, hava aslında çok soğuk değilmiş gibi gelse de öyle bir rüzgar var ki tir tir titretriyor. Ben ki genel olarak kış tatilini, soğuk havaları seven bir insan olarak bir hafta sonra artık yeter dedim. Geçtiğimiz sene İsveç’in kuzeylerinde derece -30’u gösterirken bu kadar üşüdüğümü hatırlamıyorum, halbuki İzlanda’da hava ortalama -2, -6 derece civarlarında. Ama aldanmamak gerekir. Elbette bu mevsimi seçiyorsanız büyük ihtimalle Kuzey Işıklarını görmek istiyorsunuzdur. Benim de amacım tam olarak buydu ve 7 gecenin 4’ünde ışıkları görebildim. Yani titrediğime değdi.

İzlanda’yı Gezmek İçin En İdeal Mevsim

İzlanda’yı gezmek için en ideal dönem elbetteki yaz dönemi. Ancak 400.000 nüfuslu bir ada olarak yılda 5 milyondan fazla turist çeken bir yer için İzlanda’da yaz hem çok yoğun bir turist kalabalığı hem de bütçenizin ikiye katlanması demek. Ancak İzlanda’nın doğal güzelliklerini görmek, highlands diye geçen dağlık arazilerini gezmek için en ideal dönem yaz dönemi. 

Kışın aşırı soğuk yazın ise kalabalık ve pahalı gözüken İzlanda için Nisan, Eylül, Ekim gibi aylar ise nispeten havanın kışa göre daha dayanılır ve orta sezon olduğu için konaklama, araç kiralama gibi giderlerin yazdan nispeten düşük olduğu bir dönem. Ayrıca bu aylarda Kuzey Işıklarını görme ihtimaliniz kış kadar yüksek olmasa da halen var. O nedenle ben bir daha İzlanda’ya gidersem ki kesin gideceğim bu dönemleri seçerim. 

Gün Işığı

Bir de gün ışığı mevzusu var. Özellikle Kasım sonu, Aralık ve Ocak aylarında gün ışığı bir hayli az. Bu da programınızı biraz kısıtlıyor. Örnek olarak Şubat başında gün sabah 10.00 gibi aydınlanıyordu, 17.00 gibi de artık güneş batmaya başlıyordu. Yedi saat gündüz nispeten iyi olsa da Aralık ayında bu süre üç saat gibi bir şey oluyor. Yazın ise tam tersi, 21 Haziran’a doğru giderseniz 20 saatten fazla gün ışığı sizi bekliyor.

İzlanda’da hangi mevsimde olursanız olun havanın ne sürprizler yapacağı belli olmuyor. O nedenle yola çıkmadan önce hava durumunu en.vedur.is adresinden, yol durumlarını ise road.is adresinden kontrol etmenizde fayda var. 

İzlanda’nın Enleri

Bu yazı gezilecek görülecek yerleri içeren detaylı bir yazı değil. Ancak liste halinde kısaca bahsetmem gerekirse;

Reyjkjavik

Zaten muhtemelen uçakla Izlanda’ya geleceğinizi düşünürsek burası ilk durağınız olacak. En kuzeyde bulunan başkent olma özelliği taşıyan Reykjavik’in gerçekten kendine has bir havası var. Müzeleri gezer iseniz 2-3 gün, şehri şöyle bir göreyim derseniz 1 gününüzü burada geçirmeniz yeterli olacaktır.

Reykjavik İzlanda

Goden Circle

Şehir dışı gezisine İzlanda’nın en turistik rotalarından biri ile başlamak isteyebilirsiniz. Golden Circle, Reykjavik’ten kısa bir yolla Thingvellir National Park’a ulaştığınız, daha sonrasında ise Geysir, Gulfoss, Kerid Crater ve Faxi gibi İzlanda’nın doğal güzelliklerini bir arada görebileceğiniz günübirlik bir rota.

Ring Road

Genellikle ilk bakışta Ring Road veya Route 1 ile Golden Circle karıştırılsa da iki rotanın birbirinle alakası bulunmuyor .Route 1, İzlanda’da tüm adanın etrafını dolaşabileceğiniz yaklaşık 1400 km’lik bir yol. Hatta adanın etrafında dolaşabileceğiniz tek yol desek yanlış olmaz. İzlanda’nın sunduğu güzelliklerin çoğunu görebileceğiniz bu rotanın hakkını vermek için en az 8-9 günlük bir plan yapmanız gerekiyor.

Çeşit çeşit şelaleler

İnanılmaz fazla sayıdalar ve hepsi birbirinden güzel. Şimdi hepsinin adlarını saymayacağım ama Golden Circle’daki Gulfoss, kuzeyde Akureyri’yi biraz geçince Route 1 üzerinde olan Goðafoss favorilerim oldu. 

Goðafoss
Goðafoss
Highlands

Kışın gittiğim için deneyimleme şansım olmasa da İzlanda’nın doğal güzelliklerini en iyi görebileceğiniz yerlerden biri de Highlands diye geçen dağlık araziler. Özellikle Landmannalaugar bu konuda öne çıkıyor. Highlands kısmına giden yollar F-Road olarak geçiyor ve kışları tamamen kapalı, yazın da sadece 3-4 aylık dönemde açık kalan yollara sadece 4×4 araçlarla gidebiliyorsunuz. 

Güney İzlanda

Route 1 üzerinde geçeceğiniz Güney İzlanda ayrı bir parantez açılması gereken bir bölge. Seljalandsfoss, Skógafoss gibi şelaleler ile birlikte Vík kasabası etrafında bulunan Reynisfjara Beach, Dyrhólaey ile Jökulsárlón buzul gölü Güney’in enlerinden. 

Blue Lagoon veya Alternatifleri

İzlanda diye arattığınızda karşınıza çıkan ilk yerlerden biri turkuaz rengi suları ile Blue Lagoon olacaktır. Ancak Blue Lagoon’a ortalama 85 € vermek istemiyorsanız ilerleyen yazılarda daha az turistik olan ve bir o kadar da güzel olan Secret Lagoon, Mývatn Nature Baths gibi Blue Lagoon alternatiflerini paylaşacağım.

İzlanda ile ilgili şimdilik bu kadar. Yakında ayrı ayrı gezi rotaları ile birlikte İzlanda’da araç kiralama ve kullanmanın detaylarını, kışın giderken yanınıza almanız gereken şeyleri içeren birkaç yazı ile İzlanda serisine devam edeceğim.

Daha Fazla
AvrupaGezi İpuçlarıİtalya

Bologna Gezi Haritası – Önemli Noktalar

Bologna Gezi Haritası yazımız, yeni tarz gezi rehberlerimizin ilki. İlk kez Bologna’da denediğimiz bu tarz rehberler bir seyahatte elinizin altında olması gereken her yeri eklemeyi amaçladık. Harita içerisinde, Bologna’da gezilmesi görülmesi gereken yerler öncelikli olmak üzere seyahat boyunca ihtiyacınız olabilecek süpermarket, tren istasyonu, havalimanı ve hastane gibi noktaları ekledik. Bunlarla birlikte bir seyahatin en önemli noktalarından biri olan konaklama mevzusunu rahatça ve harita üzerinde gezilecek görülecek noktalara yakınlığı açısından inceleyebileceğiniz, ucuzdan pahalıya herkesin bütçesine uygun seçenekler bulabileceği konaklama önerileri* ekledik. Hatta otellerin üzerine tıklayarak detaylarda otelin Booking sayfasına erişebilir ve rezervasyonunuzu yapabilirsiniz. Son olarak deneyimleme şansı bulduğumuz, naçizane yeme içme noktaları harita üzerinde bulunuyor. Yeme içme önerileri tamamen kendi deneyimlerimiz üzerine olduğundan ‘Bologna’nın en iyi restoranı budur’ gibi bir iddiamız yok. Ancak deneyimleyip de beğenmediğimiz noktalar oldu ise bu listeye eklemedik. O nedenle haritadaki yeme içme noktalarının Bologna’da denenmesi gereken yerlerden bazıları olduğunu içtenlikle söyleyebiliriz.

Bologna Gezi Haritası Nasıl Kullanılır?

Harita Google Maps altyapısını kullandığı için interneti olan her yerde elinizin altında. Haritanın sağ üst köşesinde bulunan ‘Daha büyük haritayı görüntüleyin’ tuşuna tıkladığınızda eğer telefonunuzda Google Maps uygulaması var ise direk haritayı Google Maps uygulamasında açabilirsiniz. Böylece haritayı seyahatiniz boyunca elinizin altında tutabilirsiniz. Bir noktadan bir noktaya  yürüyüş rotanızı oluşturabilmeniz de cabası. Google Maps’e eklendikten sonra haritaya uygulamanın menüsünden rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Haritayı yazdırmak etmek isteyenler için de Google Maps’in çözümleri bulunuyor, ancak pek de kullanışlı olmadığını söylememiz gerek. Bizim önerimiz haritayı online olarak elinizin altında tutmanız.

bologna

Harita dört bölüme ayrıştırılmıştır. Numaralı mavi ikonlar Gezilmesi Görülmesi Gereken Yerler listesini, sarı ve farklı şekillerdeki ikonlar havalimanı, tren istasyonu, müze ve süpermarket gibi önemli noktaları, pembe otel ikonları konaklama önerilerini, mor çatal kaşık ikonları ise restoran önerilerini göstermektedir.

Bologna ile ilgili detaylı bir rehber için Üst Sıralara Oynayan Anadolu Takımı yazımızı da okumanızı öneririz.

İlk kez bu tarz bir rebher hazırladığımız için eksikliklerimiz olabilir, önerilerinizi yorumlarla veya info@gezenkafa.com adresinden bize bildirirseniz gelecek haritaları geliştirmemiz için bizlere ışık tutacaktır.

*Konaklama önerileri, otellerin merkeze olan uzaklıklarına ve Booking değerlendirmelerine göre eklenmiştir.

Daha Fazla
Avrupaİsveç

Kuzey Işıklarını Nasıl Göremedik: Abisko

Kuzey Işıkları bilimsel adıyla Aurora Borealis, gezmeye başladığımdan beri en çok görmek istediğim doğa olaylarının başında gelmekteydi. Nihayet bu hayalimi gerçekleştirmek için geçen sene ortalarında bir adım atmış, oralara kadar tek başıma gitmek zor geldiği için My Escape To Nature sitesinden Londra temelli bir tura katılma kararı almıştım. Turun odağında Lonely Planet‘in kuzey ışıklarının en iyi gözlemleneceği yerlerden bir olarak seçtiği olan Abisko vardı. Ancak Abisko o şansı bize sunmadı ve bu macera maalesef kuzey ışıkları adına pek olumlu geçmese de eşsiz bir doğal güzellik gözlemleme şansı verdi.

My Escape To Nature

Öncelikle kısa bir My Escape To Nature’ı anlatmakla başlayayım. My Escape To Nature, Londra’da yaşayan bir Türk gezgin olan Naim Özgür’ün sitesi. Şu ana kadar 100’den fazla ülke deneyimleme şansı olan Naim, sitesi üzerinden arada sırada turlar düzenleyerek deneyimlerini insanlarla paylaşmaya başlamış. Her ne kadar tur olayına biraz karşı olsam da bu deneyim pek de tur gibi olmadığı için geçen sene Naim’le iletişime geçerek katılmaya karar vermiştim. Ekibimiz Naim ile birlikte toplam 6 kişiden oluşuyordu.

Naim, Türk katılımcıların fazlalığını düşünerek Türk ekibini bir arada toplamış. En nihayetinde 4’ü Londra’da, 2’si İstanbul’da yaşayan 6 Türk olarak seyahatimizi gerçekleştirdik. En başından sonuna kadar sanki bir arkadaş grubumla geziyormuş hissiyatında bir seyahat geçirdiğim için son yıllardaki en keyifli seyahatlerimden biri oldu. Kaldığımız hostelde yemeklerimizi kendimiz pişirdik, sohbet ettik, gün içerisinde minik ama bir o kadar güzel bir doğa harikası olan Abisko’yu turladık. Tek bir şanssızlık dışında her şey güzeldi; gezinin gerçek amacı olan kuzey ışıkları.

Abisko

Abisko, İsveç’in en kuzeyinde bulunan Kiruna şehrine bağlı küçük bir kasaba. Ulaşmak için en ideal yol, Kiruna merkezinde bulunan havalimanına uçarak oradan araba kiralamak veya daha önceden kalacağınız yer ile iletişime geçerek transfer ayarlamak. Çünkü Abisko, şehir merkezinden yaklaşık 100 kilometre kuzeyde bulunuyor. Bizim transferimiz daha önceden ayarlanmış olduğu için bu konuda pek sıkıntı yaşamadık.

Abisko’da hostelden dağ evine, otellerden özel evlere birçok konaklama seçeneği bulunuyor. Kendi başınıza gidiyorsanız konaklama seçenekleri için şuraya bir tık.

Kiruna’da uçak inerken nispeten parçalı bulutlu olan hava Abisko’ya yaklaştıkça bulutlu bir hal aldı. Biz ilk ‘acaba göremeyecek miyiz?’ kaygımızı o an yaşasak da hava tahminleri iki gün sonra bulutların dağılacağını gösteriyordu. Umutlarımızı hemen yitirmedik, hatta o akşam hava bulutlu olsa da belki küçük bir aralık buluruz da ufak da olsa görürüz diyerekten bir ışık arama turuna geçtik. Ancak ilk gün ilk başarısızlık diyerek geri döndük.

Kuzey Işıklarını Göremeyenlerde Bugün

İlk günkü başarısızlıktan sonra hepimiz bir metoroloji uzmanı olduk. Telefonda uygulamalar, hem hava durumunu hem bulutları hem de kuzey ışıklarının aktivite tahminlerini inceledik. İlk günlerde hava üçüncü gün açacak gibi duruyordu, aslında üçüncü gün gerçekten biraz açıldı da. Ama yanlış saatte. Gündüz açılan hava meğersem hep o yıllardır geyiğini yaptığımız ‘güneş kar topluyor‘ lafını simgeliyormuş. Çünkü üçüncü günün akşamına doğru başlayan kar dördüncü gün gece 02:00’ye kadar neredreyse aralıksız devam etti. Oradaki son gecemiz yani dördüncü gece saat gece 03:00 gibi iki yıldız görmeyi başarsak da maalesef hava açılmakta biraz geç kalmıştı, en azından bizim için.

Yanlış ışıklar.

Ertesi gün Abisko’dan dönüş günümüzdü ve dağılan bulutların ardından çıkan güneş sanki bizle dalga geçer gibi her yeri aydınlatıyordu. En acısı da Stockholm’e döndüğümüzde Abisko’da bulunan canlı kameralara telefondan baktığımızda havada yeşil dalgaların dansını görmek oldu. Kuzey ışıklarını görme şansımız bu seferlik bir günle kaçmıştı.

Abisko’dan dönüş günü sabahı

Abisko’da Kış Yaşamı

Abisko’da birçok kış aktivitesi deneyimlemek mümkün. Kasaba olabildiğince küçük ve gezecek yerleri bir günde bitecek olsa da hiç sıkılmadan rahatlıkla bir hafta geçirebilirsiniz. Bizim programımız her gün için benzer bir ritimde ilerledi. Sabah kalkınca hostelin mutfağında hazırlanan kahvaltı, sonrasında donmuş göle veya Abisko National Park’ın derinliklerine doğru yürüyüş, öğlen dinlenmek için hostel’e geri dönüş, öğleden sonra bir aktivite ve akşamları ise kuzey ışıkları avı.

Abisko’da kaldığımız sürece orada bulunan süpermarketten alış veriş yaparak kahvaltımızı ve akşam yemeklerimizi kendimiz hazırladık. Bunun sayesinde İsveç gibi pahalı bir İskandinav ülkesinde 4 günlük yeme içme masrafımızı 20 EUR civarında tutmayı başarabildik. Sadece bir akşam yemeğini lokal lezzetleri deneyimlemek için bir restoranda geçirdik. Abisko’da fazla restoran bulunmuyor, sadece 1-2 otelin kendi içinde restoranları mevcut ve akşam yemeğe gidecekseniz gündüzden bir uğrayıp rezervasyon yaptırmanız gerekiyor.

Aslında özünde balık

Abisko Hava Durumu

Abisko’ya kuzey ışıklarını görmek için gidecekseniz büyük ihtimalle bizim gibi kış döneminde gideceksinizdir. Kuzey kutup dairesinde kış şartları bizim buralardaki gibi pek ılımlı değil haliyle. O nedenle katlarca giyinmek, içlik, polar, eldiven, termal çorap, bere ve kalın bir mont gibi giyecekler çok önemli. Eğer uygun kıyafetleriniz yoksa outdoor giyim için seyahate ayırdığınız bütçeye yakın bir bütçe ayırmanız gerekebilir. Konaklayacağınız yerlerin kışa uygun kıyafet kiralama (veya konaklama ile ücretsiz kullanma) imkanları da sunduklarını belirteyim.

Biz gittiğimizde sıcaklık -10 ile -20 arasında değişiyordu. Telefonda en düşük sıcaklık olarak -26’yı gördüm.

Abisko Aktiviteleri

Yukarıda da belirttiğim gibi Abisko’da bir hafta kalsanız bile yapabilecek birçok aktivite mevcut. Kış dönemi neredeyse her yer tamamen dolu olduğu için aktivitelere önceden rezervasyon yaptırmanız gerekebiliyor. (Özellikle Dog Sledding) Bu aktivitelerin hepsinin de Türkiye şartlarında geçinen bizler için çok pahalı olduğunu söyleyebilirim. Ancak buralara kadar gitmişken, özellikle istediğiniz bir aktivite varsa bütçenizi ona göre ayarlamanızı öneririm. Benim tek amacım kuzey ışıkları olduğu için bu sefer hiçbirine katılmadım ancak bir daha gittiğimde (ki ışıkları görene kadar her sene gitmeyi planlıyorum) birkaçını deneyimlemeyi düşünüyorum.

Abisko

Abisko’daki aktiviteleri kısaca özetlemek gerekirse;

Dog Sledding

Hep o filmlerde gördüğümüz, Sibirya Kurtlarının çektiği kızaklar olur ya. İşte Dog Sledding o. Bir kızağın üzerinde oturarak rehber eşliğinde hazırlık süresi ile birlikte Abisko National Park’ın derinliklerine Sibirya Kurtları önderliğinde gittiğiniz iki saatlik bir tur. Abisko genelinde birçok tesis düzenliyor, ortalama fiyatı 1600 SEK. Düz bir hesaplama ile 160 EUR.

Abisko Dog Sledding

Snowmobile Trip

Karla yaşamaya alışan insanlar için snowmobile bir araba gibi kullanılıyor buralarda. Dışarıdan gelen insanlar için ilgi çekici bir aktivite. Gene yaklaşık 2 saat süren bu turun ücreti de ortalama 1600 SEK civarlarında.

Ice Climbing

Donmuş buzlara tırmandığınız bu aktivite turistler için başlangıç seviyesinde bir yere tırmanmakla geçiyor. Abisko’daki aktiviteler arasında nispeten ucuz kalan bu aktivitenin fiyatı ortalama 800 SEK.

Abisko Ice Climbing

Ice Hotel

Kiruna havalimanı yakınlarında 15 km uzaklıkta bulunan Ice Hotel, dünyanın en eski buz oteli olma ünvanına sahip. O nedenle diğerlerinden biraz ayrışıyor. Abisko’da kaldığınız sürede 1350 SEK karşılığında gidiş dönüş ulaşım ve Ice Hotel girişini içeren yarım günlük turlar ile ziyaret edebilirsiniz. Eğer kendi ulaşım imkanınız var ise Ice Hotel’e direk giderek 349 SEK’e bilet alıp giriş yapabilirsiniz.

Ice Fishing

Donmuş gölde delikler açarak bir matın üzerine yatıp balık tutma macerası ilginizi çekiyor ise değişik bir aktivite olabilir. Fiyatı 800 SEK civarında.

Abisko Ice Fishing

Narvik Gezisi

Abisko, İsveç’in kuzeyinde Norveç sınırına yakın bir yerde yer alıyor. Norveç’in kuzeydeki güzel yerleşim yerlerinden biri olan Narvik ise 100 km uzağında. Oralara kadar gitmişken bir ülke daha görmek, kısa da olsa Norveç’in fiyortları ile bir tanışma seansı yapmak güzel bir seçenek. Abisko’dan Narvik’e gitmek için çeşitli seçenekleriniz mevcut. Narvik’e kaldığınız yerlerden 1350 SEK karşılığında turla gidebileceğiniz gibi Narvik’e trenle ulaşabilir veya araba kiralayarak gidebilirsiniz. Biz önce tren tercih etmiştik ancak sonradan çok şanslı bir ekip olduğumuzdan dolayı kar yüzünden tren iptal olduğu için son dakika araba kiralayarak gittik.

Abisko veya kuzey kutup dairesi içerisinde bulunan ve Lapland olarak adlandırılan bölgede geçirilecek bir hafta herkesin hayatında en azından bir kere yaşaması gereken bir tecrübe. Kuzey ışıklarını görememek içimde ukde kaldığı için ben şimdiden gelecek Lapland seyahatimi planlamaya başladım. Peki ya siz?

Abisko’ya giderken İsveç’in başkenti Stockholm’de vakit geçerecekseniz Stockholm ile ilgili yazılarımızı da okumanızı öneririz:

Daha Fazla
AvrupaTürkiye

En (———) Kahvaltı: Van Gezi Rehberi

Sınavlarda sıklıkla kullanılan bir soru metodu olan boşluk doldurma ile yazımıza başlayalım. Bu sorudaki boşluğa damağınızda, gönlünüzde ne kalmışsa onu hissettiren kelimeyi yazabilirsiniz. Zengin, lezzetli, sohbetli, keşifli… Çünkü Van Kahvaltısı tam olarak da böyle birşey!

Ne zamandır aklımda olan Van seyahatini soğuk ama güneşli (en sevdiğimiz) bir cumartesi günü gerçekleştirdim. Sabah yaklaşık 1,5 saatlik bir uçuştan sonra Van Fırat Melen Havalimanından hızlıca çıktık ve tüm gün bize eşlik eden Seyfettin Amca’yı aradık.

Bu kısma müsadenizle reklam alacağım çünkü Van gezilecek yerleri keşfetmemizi ve seyahatimizin güzel geçmesinin en az %10’unu kendisine borçluyuz. Kendince zamanı kolay yönetmemizi sağlayan önerileri, uzun yollardaki hoş sohbeti, ekonomik-politik bakış açısı ve yetiştirip hepsini birer meslek sahibi yaptığı kızları ile gerçekten tanıdığımıza çok memnun olduk. Baştan söyleyeyim 4 kişi aşağıda birazdan okuyacağınız bütün yerlere gittik, gerektiğinde beklendik ve bunun için toplam 200 TL ödedik.

Star Taksi: Seyfettin Alt / 0536 508 12 80

Taksi ile havalimanından doğruda yıllardır orjinalini yeme özleminde olduğumuz Van kahvaltısına götürdü.

Van gezi rehberi

Van Kahvaltısı

Çokça araştırıp sayısız yazı okuduktan sonra (çünkü tek kurşunumuz vardı) Sütçü Kenan Kahvaltı Salonu’nda karar kıldık. Sabah ilk uçakla geldiğimiz için mekanı neredeyse biz açmış olabiliriz ki onlar da sanırım biz uçağa bindiğimizde açmıştır. Güleryüzlü, tam kararında bir ilgi ile karşılandık ve çok güzel bir masaya yerleştik. Ben önden rezervasyon yaptırmıştım ama sanırım pek gerek yokmuş çünkü mekan 5 katlı. Ama mutlaka dışarıda oturacağım derseniz o zaman bir gün önce falan arayıp ‘ben geliyorum’ demekte fayda var.

Sizin masaya yerleşmenizi takiben önden bir parmak ballı sıcak süt ile kahvaltı gelmeye başlıyor. Öyle ki neyi nereye koyacağınızı, hangisini önce yiyeceğinizi şaşırıyorsunuz. Mekanın sahibi hiç sıkmadan ama sanki masamızda oturuyormuşcasına ‘aa bu ne acaba?’ sorularımıza yanıt veriyor. Çayların sürekli tazelendiği, hiç doymak istemediğiniz bir ziyafet sofrası ile güne başlıyorsunuz resmen.

Otlu peynir, kavut, murtuga, çörek ekmek, bal ve daha pekçok lezzetli kahvaltılıklarla karnımızı doyurduk. Kişi başı yaklaşık 25-30 TL ödedik.

Van Gölü / Akdamar Adası 

Kahvaltıdan sonra Van’da gezilecek yerlerin arasında liste başı olan Akdamar Adası’na doğru yola koyulduk. Yolda Van Gölü’nün muhteşem güzelliğine bakmaktan kendinizi alamıyorsunuz. Sonradan aklımıza geldi ama keşke bir arada arabayı durdurup göle elimizi soksaydık dedik. Nasıl bir suyu var merak ettik doğrusu. Gölün ara ara beyaza yakın, turkuaz renki bölgeleri çok ilginçti.

Gölün ortasında yer alan Akdamar Adası’na iki farklı yerde bulunan iskelelerden kalkan motorlarla gidebilirsiniz. İskelelerden biri Gevaş diğeri Edremit’te. Gevaş’tan adaya gidip gelmek yaklaşık 20 dk yani daha yakın sürdüğü için genelde burası tercih ediliyor. Tekneler her iki taraftan da dolunca kalkıyor ücreti gidiş dönüş 15 TL.

Ada’daki kiliseyi gezmek, adanın etrafını dolaşmak yaklaşık 1 ila 1,5 saat arasında sürüyor. Fotoğraf çekeyim vs derseniz bu süre daha da uzar. Adaya girdiğinizde 10 TL bir giriş ücreti ödüyorsunuz. Müze Kart geçiyor.

Ada’da görülmesi gereken en önemli yer Akdamar Ermeni Aziz Haç Kilisesi Ermeni Kilisesi. Kilisenin içinde yer alan rölyefler, duvardaki yazılar ve süslemeler bugüne kadar korunmuş.

Van Kalesi

Van Kalesi oldukça ama oldukça yüksekte bir yerde (doğal olarak) ve sizi hayal kırıklığına uğratmayacaksam biz oraya çıkmadık. Yani o yüksek dağın yamaçlarına kadar geldik. Bir o güzel havaya baktık bir de kaleye baktık vazgeçtik. Onun yerine kalenin etrafını dolaştık, eski yerleşim yerlerinin olduğu oyukları gördük, ördek besledik ve Van Kedisi sevdik.

Büyük Rus Pazarı

Van gezimizin çoğunluğunda rahatça dinlenerek gezdik. Büyük Rus Pazarını da bu gezimiz sırasında gördük. Daracık koridorlardan oluşan Rus pazarı olmasına rağmen ağırlıklı İran’dan gelen tabak-çanak-çay bardağı altlığı ve bilimum ıvır zıvır eşyanın satıldığı bir yer burası. Gezmesi inanılmaz keyifli o kadar keyifli ki kendimize 6 kişilik kahvaltı takımı bile aldık!

Ve Van’ın Diğer Keşifleri…

Van’da peynir ve terayağı tam Sütçü Kenan Kahvaltı Salonu’nun karşısındaki peynirciler çarşında satılıyor. İçeri girdiğinizde heryer bembeyaz ve süt kokuyor öyle söyliyeyim. Çarşının bitiminde ise sakatatçılar var, görüntüler hoşunuza gitmeyebilir…şimdiden söyleyeyim.

Biz peyniri günün sonunda dükkanı neredeyse kapatan Sütçü Kenan’dan aldık. Normalde İstanbul’da yediklerimde tuhaf bir ot kokusu olurdu ama burada hiç o kokuyu almadım. Aslında ücretli satılıyor ama sahibi sabahın keyifli sohbetinden bizi hatırladı ve peynirleri ikram etti.

Bütün gün gezerek Van merkezi bitirdik ve günü  Van AVM’de dinlenerek noktaladık.

2018’de yaz aylarında Van’a bir daha gelmek istiyorum, Seyfettin Amca’nın dediğine göre Van asıl o zaman çok güzel oluyormuş. Özellikle heryer rengarenk çiçeklerle kaplı tam bir görsel şölen…Üstelik gittiğimde kahvaltıyı yapar yapmaz, bu sefer şehir merkezinin dışında kalan yerleri de gezeceğim.

Travel Bakery notu: Tek öğünüm kahvaltı oldu, ertesi gün saat 10:00’a kadar başka birşey yemedim!

Van; Doğu’nun incisi!

Daha Fazla
AlmanyaAvrupa

Nürnberg Gezi Rehberi | Yapılacaklar Listesi

Efendim yapılacaklar listesi, daha da beyaz yakalı adı ile ‘To do list’ : Hangimizin hayatında yok ki bazen buzdolabının üzerinde bir magnete bağlı, bazen ofisimizde masamızın üzerindeki renkli defterde bazen de bilgisayarımızın takviminde. 2017’nin son aylarına girdiğimiz şu günlerde yıl bitmeden yapılacaklar listenize Nürnberg’i eklemenizi öneririm. Geçen sene aynı heyecanla yazdığım Leipzig’te bir benzerini deneyimlediğim Christmas Market’i bir de Nürnberg’de gezmek! Nürnberg Gezi Rehberi nde bu şehrin sadece yılbaşı ruhunu iliklerinize kadar yaşayacağınız bir yer olmasının yanısıra 2.Dünya Savaşı’nın unutulmayan karanlığının cezalandırıldığı Nürnberg Mahkemeleri’ne de ev sahipliği yapan bir şehir olduğunu göreceksiniz.

Nürnberg gezi rehberi

 

Nürnberg Gezi Rehberi – Konaklama

Bir gece kaldığımız Nürnberg’de otel seçimimiz Le Meridien Grand Hotel oldu. Otel merkezde  tarihi bir binadaydı. Odaları gayet geniş ve lezzetli bir kahvaltısı vardı. Pazarların kurulduğu yere rahatlıkla yürüyerek ulaşabildik. Tren garının da tam karşısı. Oteli incelemek isterseniz şuraya bir tık.

Nürnberg Gezi Rehberi: İlk Adımlar

Uçaktan inip otele yerleşir yerleşmez hemen Königstrasse Caddesi’ne girerek caddeyi dümdüz takip ederek bu kar küresi kıvamındaki şehri keşfetmeye başlıyoruz! Etrafta dolaşan sokak şarkıcıları, büyük AVM’lerin mağazaların renkli vitrinleri bizi ufak ufak hazırlıyor yılbaşı pazarı ruhuna. Yol boyunca gıda satan açık tezgahlara uğrayabilir, çiçekçilerin rengarenk tezgahı ile göz banyosu yapabilirsiniz. İnsan imkanım olsa da alsam demet demet diyor gerçekten.

St. Lorenz Kilisesi yol üstünde sağda kalan oldukça görkemli ve güzel bir kilise. Yolu ortaladığınızda uzaktan da görülebilir. Biz içine girmeden yolumuza devam ettik.

Nürnberg’i ikiye ayıran Pegnitz Nehri üzerinde yer alan birçok taş köprü var. Bunları yürüyerek rahatlıkla geçebilir hatta geçerken de bol bol fotoğraflayabilirsiniz. Zaten köprüyü geçtiğiniz yerde artık marketler başlıyor. Bizim en favori köprülerimiz Museumsbrücke (Museum Bridge) ile Fleischbrücke (Fleisch Bridge) oldu. Özellikle Museum Bridge üzerinden geçerken eskiden zenginlerin maddi durumu iyi olmayan kişilerin tedavi olabilmesi için yaptırdığı hastane yani Heilig-Geist-Spital’i uzaktan görüp güzel fotoğraflarını çekebilirsiniz.

Christmas Market Zamanı

Gelelim Nürnberg Gezi Rehberi için ana odağımız Nürnberg Yılbaşı Marketi’ne. Nürnberg yılbaşı marketi aslında 3 – 4 alana yayılmış. Bu anlamda Liepzig’e göre oldukça büyük. Daha Museums Bridge’in üstündeyken beyaz kırmızı tenteleri ve tentelerin üzerinden tüten dumanları görüyorsunuz. Köprüden devam ettiğinizde sağınızda kocaman Frauenkirche yani Church of Our Lady solunuzda ise 1. büyük pazar var. Pazarın girişinde yapılacak ilk şey bence hemen yanındaki merdivenlerden yukarı çıkıp pazara kuşbakışı bakmak.

Pazar yine klasiklerle dolu: Envai çeşit insanı zivanadan çıkartan süsler, mumlar, kokusu pazara yayılan şekerli tarçınla kavrulmuş kuruyemişler, Alman sosisleri…

 

Buraya ciddi bir zaman ayırıp her standı tek tek gezdikten sonra marketin tam karşı çaprazında büyük bir kalabalığa doğru yöneliyoruz. Kalabalığın nedeni Schöner Brunnen, yani çeşme. Burası barok döneminden fırlamış gibi gayet gösterişli, süslü ve kesinlikle görülmesi gereken bir yer. Özelliği de şu; etrafının çevrili olduğu demir parmaklıklara uzanıyorsunuz ve orada altın renginde duran yuvarlak halkayı dilek tutarak çeviriyorsunuz. Rivayete göre o halkayı çeviren kişinin dilekleri gerçek oluyormuş. İtiraf ediyorum, size sonucu söylemek için bu yazıyı bu kadar beklettim demek isterdim. Tabii bu işin şakası ama merak edenleriniz varsa dileğim olmadı.

Nürnberg kendinizi insan kalabalığına bıraktığınızda sıkılmadan, arkadaşlarınızı kaybetmeden, tezgahlarda sıra beklemeden dolaşabileceğiniz bir yer.

Im Keller

Nürnberg sosisi ile meşhur bir yer. Bu nedenle pekçok tezgahta bu sosisi (bratwurst) görebileceğiniz gibi, irili ufaklı lokal restoranlarda da bu lezzeti denemeniz mümkün. Biz ilk gün öğlen tezgahlarda abur cubur ile karnımızı doyurduğumuz için akşam üzeri bir yorgunluk birası eşliğinde dinlenerek yemek yemeyi tercih ettik. Restoranlar genelde basık, kapanç kapanç ve ışık almayan eski yerler. İçeri girdiğinizde sizi inanılmaz bir gürültü ve ağır bir koku karşılayacak. Bu nedenle eğer hava güzelse dışarda oturmayı tercih edin.

Biz Im Keller’ i tercih ettik bunun nedenlerinden biri hem popüler yerlerden biri olması hem de maalesef bütün kaynaklarda mutlaka adı geçen popüler Zum Galden Stern’in ve Bratwursthausle’nin oldukça kalabalık olmasıydı. Im Keller 3 katlı oldukça büyük bir mekan. Kapıda ‘yer var mı?’ diye sorduğumuz Bavyera kıyafetli tatlı kız bizi baya dolanbaçlı yollardan götürüp merdivenlerden indirip çıkartınca birden cadıya dönüşüp bizi mi kesecek acaba diye düşünmedik değil. Meğerse her katta ayrı bir loca, her loca da ayrı bir gruba özel eğlence varmış.Biz küçük 3 kişilik grubumuzla en sonunda bir masaya yerleştik.

Şimdi bu bratwurst’ta konsept iştahınıza göre 6’lı-8’li ya da 10’lu yemek oluyor. Altında lahana turşusu sotesi ya da patates salatası, yanında Alman ekmeği ile sunuyorlar. Ben tercihimi lahana turşusu sotesinden yana kullandım.

  • 6’lı : 6.90 €
  • 8’li : 8.90 €
  • 10’lu :  10.90 €

Lezzetli ama biraz yağlı idi. Kendi adıma geçen sene Leipzig’te yediğim sosisleri daha beğenmiştim diyebilirim. Menüde şinitsel, dana eti gibi alternatif yemekler de var.

Dürer Evi – Nürnberg Kalesi – Weisgerbergasse Sokağı – Ehekarussell Çeşmesi

Kiliseleri bir kenara koyduğumuzda ve Nürnberg Gezi Rehberi dendiğinde sanırım görmeniz gereken temel yerler bunlar. Yemeği yedikten sonra şehrin ünlü yapan ünlü ressam Albercht Dürer’in evine doğru yola çıktık. Sanatsever arkadaşlarım beni taşlamayacaksa itiraf etmem gerekir ki evi gezmedik. Aralık ayında olmamıza rağmen hava o kadar güzeldi ki kaçırmak istemedik.

Hızlıca Nürnberg Kalesi’ne çıktık ve içinden geçip güzel bir manzaradan aşağıya doğru indik. Yine yılbaşı pazarının oraya gelerek pazarı solumuza alıp devam ettik ve Nürnberg’i googleladığınızda karşınıza çıkacak ikonik sokak fotoğraflarının kaynağı Weisgerbergasse sokağına yürüdük. 4-5 katlı klasik Alman evlerinden oluşan bu sokaktan gerçekten ‘hiç kimse geçmesin sadece evleri göreyim’ diye istiyor insan. (Ne bencilce değil mi?) Biz de bunu mu düşündük nedir, gerçekten hiç kimse geçmiyordu bu sokaktan. Havanın biraz kararmasının da etkisi vardı sanırım, haliyle fotoğraf da çekemedik.

Ehekarussell Çeşmesi

Burada karşınıza çıkacak bugüne kadar gördüğüm en ilginç heykellerden biri Ehekarussell. Burası aslında bir çeşme ancak etrafındaki heykeller bir aşk şiirinden esinlenerek yapılmış ve evliliğin 6 evresini anlatıyor.

Ben sırayla fotoğraflamaya çalıştım.

  1. Erkeğin kadına ilan-ı aşk etmesi
  2. Kadının sıkıntıdan kilo alması
  3. Çocuklarla birlikte mutlu bir an (Nasıl o aşamaya geçtilerse!)
  4. Erkeğin zivanadan çıkarak kadını boğmaya çalışması
  5. Barışmaları
  6. Yine mutsuzluk bu sefer erkek kadını zincirliyor.

Umarım evreler gerçek hayatta böyle değildir!

Machhörndl Kaffee im Cramer & Co

Popüler alışveriş caddelerinden Karoline Strasse ve Breite Gasse ve etrafındaki daracık sokaklarda kaybolup artık kendimizi güzel bir kahve ile ödüllendirmek istedik ve çok tatlı bir mekan keşfettik. Burası sadece 3.dalga kahveci değil aynı zamanda çeşitli tasarım ürünleri de bulabileceğiniz bir mekan.

Five Diner

Otelimizde kahvaltı almayıp özellikle dışarda kahvaltı yapmayı tercih ettik. Yine tavsiyelerden yola çıkarak yılbaşı pazarının kurulduğu yerin daha sakin arka sokaklarında yer alan Five Diner’a gittik. Tavsiyem rezervasyon yapmanız. Biz rezervasyonsuz gittik ve yer yoktu. Ama erken gittiğimiz için bizi saat 11:00’de gelecek bir grubun masasına oturttular.

Çeşitli isimlerde tatlış kahvaltı tabakları olan bir yer. Biz iki farklı tabak seçip, muhteşem Alman ekmeklerine gömülerek hafif yağmurlu bir pazar sabahında oldukça lezzetli bir kahvaltı yaptık. Eğer kahvaltınızı otelde almadıysanız tavsiye ederim.

 

Alman ekmeklerinden yola çıkarak aslında Alman fırınlarından çıkan herşeyin efsane olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle sokaklardaki herhangi bir pastaneyi de gözünüz kapalı deneyebilirsiniz.

Lebkuchen Schmidt

Nürnberg’ten hafif ve tatlı bir hediyelik ne alayım derseniz ikonik kurabiyesi ‘lebkuchen’ alın derim. En popüleri Lebkhucken Schmidt isimli tarihi bir dükkan. Önünden ne zaman geçsek içerisi adım atılmayacak kadar kalabalıktı. Süslü, özenli metal kutularda çeşit çeşit kurabiyeler satılıyor, fiyatları biraz pahalı. Buradan almak istemezseniz de yılbaşı pazarındaki tezgahlarda pekçok çeşidi daha uygun fiyatlara satılıyor.

En başta söylemeyi unuttum, lebkuchen ballı ve bol baharatlı içinde badem ceviz gibi kuruyemişlerin olduğu  bir çeşit kurabiye.

Gelelim Nürnberg Mahkemeleri’ne…

İkinci günümüzün yaklaşık 2,5 saatini buraya ayırdık, otele 10-15 dk uzaklıktaydı. Nürnberg Gezi Rehberi için es geçmemek gereken bu yerin tam adı ‘Documentation Center Nazi Party Rally Grounds’ diye geçiyor. İçeri bilet alarak giriş yapıyorsunuz, her ne kadar merkezde sergilenen herşeyin açıklaması olsa da arka planda yaşananları dinlemek için telsiz rehberlerden alsanız iyi olur. Merkez çok komptakt ve düzenli. Girdiğiniz yerden okları takip ettiğinizde çıkışa kadar hiç bir kronolojiyi atlamadan gezebilirsiniz.

Yaşananları tüm gerçekliği ile hem basılı hem digital içeriklerle desteklendiği, tarihin yeniden canlandırıldığı bir yer burası. Toplama kampı vs görüntüler yok ancak mahkeme sürecinde yaşanan herşey ve deliller, ses kayıtları ve evraklar nedeni ile benzer hissiyatlar uyandırıyor insanda. Gerçekten görmeden dönmeyin. (Tabii eğer ilgili iseniz.)

Hans im Glück

Nürnberg Gezi Rehberi mizin son durağında konudan hızlı bir şekilde kaçarsak sizi kendi adıma 2017’nin en lezzetli keşfi diyeceğim bir hamburgerciye götürmek istiyorum! Almanya’da gittiğim 4.şehir olmasına rağmen burayı daha önce nasıl atlamışım ben de bilmiyorum. Otele dönüş yolumuzda Konig Strasse üzerinde çok deli dekorasyonlu bir yer. Her taraftan renkler, bambumsu kökler falan çıkıyor.

Burgerler 8 € – patates kızartlamaları 4 € – 5 € civarında. Çok lezzetliydi gerçekten hala sayıklıyorum. Mutlaka ama mutlaka bir öğününüz buna ayırın.

Yılsonlarında en büyük motivasyonum böyle iç ısıtan küçük şehirleri gezmek. Umarım siz de gezer ve en az benim kadar beğenirsiniz!

Bir başka Christmas Market macerası için Bir “Christmas Market” Masalı yazımı da okuyabilirsiniz.

Daha Fazla
AvrupaTürkiye

Akyaka | Gökova Körfezinde Doğal Bir Eşsizlik

İlk cümleden söylemeliyim ki bu yazımda biraz abartacağım. Çünkü Gökova Körfezinde bulunan bu eşsiz belde kesinlikle abartılmayı hak ediyor. Akyaka, Muğla’nın Ula ilçesine bağlı minik bir belde. Körfezde durmadan esen rüzgar burayı özellikle kitesurf’çüler için dünya üzerindeki eşsiz noktalardan biri haline getiriyor. Tabii sadece kitesurf’çüler için değil…

Akyaka, doğallığıyla gidilebilecek tüm o ünlü tatil beldelerinden, geceliği 100’lerce hatta 1.000’lerce TL olan en iyi tatil köylerinden daha eşsiz bir deneyim ve güzellik sunuyor. Fark etmişsinizdir, aslında site olarak ana amacımız daha çok yurtdışı tecrübelerimizi anlatmak. Ancak iki günlük bir Akyaka macerasından sonra burayı anlatmadan es geçmek olmazdı.

O zaman buyurun Akyaka’yı birlikte keşfedelim…

Akyaka’ya Ulaşım

Dediğimiz gibi Akyaka, Muğla’nın Ula ilçesine bağlı bir belde. Eğer havayolu ile ulaşacaksanız Muğla ilindeki Dalaman veya Milas Bodrum havalimanlarını kullanabilirsiniz. Diğer bir tercih ise nispeten daha uzak olan İzmir Adnan Menderes havalimanı. Dalaman’dan bir saatte, Milas Bodrum’dan bir buçuk saatte, İzmir’den ise yaklaşık üç saatte ulaşmanız mümkün. Elbette en rahat çözüm ineceğiniz havalimanında araba kiralamak. Ancak böyle bir şansınız yok ise önceliğiniz havalimanı servisi olan bir otel bulmak olabilir. Karayolu ile ulaşmak isterseniz de önce Muğla otogarına gelmeniz gerek, oradan da yarım saatte bir kalkan minibüsler ile Akyaka’ya ulaşabilirsiniz.

Biz önce İzmir’e gideceğimiz için oradan araba kiralayarak ulaşımı sağladık. Muğla’dan Akyaka’ya doğru giderken ilk seyir terası tabelasından ormanlık bir yola doğru içeri girmeyi atlamayın. Yolun sonunda yangın gözetleme kulesinden eşsiz ama gerçekten çok eşsiz bir Gökova Körfezi manzarası sizi bekliyor olacak. (Kaçırmamanız için şuraya koordinatları da iliştiriyorum; 37.069952, 28.339079)

Konaklama Şeysi

Akyaka’nın gerçekten kendine has bir havası var, konaklama mekanları da bu bağlamda küçük apartlar veya butik oteller şeklinde oluyor. Sanırım en büyük tesisi 2-3 katı geçmeyecektir.

Akyaka içerisinde nerede kalırsanız kalın gitmek belde içinde istediğiniz yere yürüyemeyecek kadar uzak olmanız pek olası değil. Bu nedenle maddi imkanlarınız dahilinde, yorumları iyi olan bir yer seçmenizde fayda var. Biz rezervasyonumuzu Booking’den Hamle Otel adlı tesiste yaptık. İki gün konaklama için fazlasıyla yeterli bir tesis olduğunu söyleyebilirim. Revervasyon ve tesisi incelemek için tık.

Not: Maalesef booking.com da şu anlık ülkemizdeki tesislere rezervasyon yapmamız mümkün değil, ancak VPN kullanarak küçük bir hile yapabilirsiniz. Ne de olsa internetteki sansürlerden dolayı VPN kullanmaya alışık bir milletiz.

Ne Kadar Süre Yeterli?

Aslında bu soru Akyaka için biraz gereksiz, çünkü muhtemelen deniz tatili yapmaya gittiğinizi düşünürsek kaç günlük bir tatil planlıyorsanız o kadar olacaktır cevabı. Amaç sadece bir arkadaşa bakıp çıkacağım modunda Akyaka’yı görmek ise yarım gün bile yeterli, ancak huzurlu ve sakin bir hayat sürmek isterseniz bir ömür bile içinden çıkmak istemeyebilirsiniz.

Ayrıca orada kalmak isteyeceğiniz süre, yapmak istediğiniz aktivitelere göre değişkenlik gösterecek bir durum. Mesela gördünüz ve etkilendiniz, Kitesurf yapmak istiyorsunuz. Kitesurf öyle yamaç paraşütü gibi hemen 15 dakikada bir tandem atlayışı yapayım gibi bir spor değil maalesef, birkaç günlük eğitim almanız ve emek vermeniz gerek. Böyle bir durumda en az bir hafta Akyaka’da kalmalısınız diyebilirim.

Görülesi Yerler, Yapılacak Aktiviteler

Akyaka küçük bir yer ancak hem sunduğu çeşitli aktiviteler, hem de doğal güzelliğiyle muhteşem bir çeşitlilik sunuyor. Öyle ki çoğu zaman kendinizi sanki farklı bir ülkedeymiş gibi bile hissettirebilir. Bu doğrultuda eğer biraz da macera, doğa seven biri iseniz Akyaka’da geçirdiğiniz süre boyunca sıkılmayacağınızı temin edebilirim.

Azmak Nehri – Balıkçılar

Akyaka merkezde Azmak nehri etrafında bir yürüyüş kesinlikle ilk yapılması gereken aktivitelerden biri. Sonrasında ise nehrin kenarındaki lokantalardan birinde oturup meze, ara sıcak, balık ve tercihinize göre rakı içmeniz önerilir. Biz de ilk akşam tam nehrin kıyısında Kordon Restoran’ı tercih ettik. Tam nehrin kıyısındaki masalarda oturmak istiyorsanız gideceğiniz dönemin yoğunluğuna göre rezervasyon yaptırmakta fayda var. Balık yemesek de mezeler ve ara sıcakların kaliteli, manzaranın ise eşsiz olduğunu söyleyebilirim. Ancak pek de ucuz sayılmaz, özellikle bu tip mekanlarda içkili bir şey düşünüyorsanız minimum cebinizden bir 100 TL çıkacaktır.

Akyaka Halk Plajı

Orman kampını saymazsak Akyaka içerisinde denize girebileceğiniz tek plaj burası. Deniz oldukça sığ ve Azmak nehrinden karışan sular ile birlikte deniz de nispeten soğuk bir deniz. Şezlong kiralayıp deniz keyfinizi burada yapabilir veya nispeten merkeze biraz daha uzak noktalardaki koylarda denize girebilirsiniz.

Çınar Plajı

Akyaka’ya arabayla 10 dakika uzaklıkta olan bu plaj bizim deniz için ilk tercihimiz oldu. Plaja giriş için ücret almıyorlar ancak şezlong kiralamanız gerekiyor, 15 TL. Nispeten küçük bir koy olduğunu düşünürsek sabah erken gidip yer kapmakta fayda var. Deniz ise ilginç bir şekilde bazı yerleri sıcak bazı yerleri soğuk. Sanırım Azmak nehrinin denize karışan 12-13 derece sıcaklığındaki suyu nedeniyle Gökova körfezinin genel hali bu şekilde.

Akbük Koyu

Burası özellikle çok fazla önerilen bir yer olduğu için kaçırmak istemedik, ancak fazla vaktimiz kalmadığı için de ancak bir saat uğrayabildik. Çarşaf gibi deniz derler ya, işte Akbük koyu tam da o. Akyaka’nın halk plajı ve Çınar plajına göre çok daha büyük bir koy. Ayrıca deniz suyu sıcaklığı da daha ideal.

Sahilde şezlonglar var ancak büyük ihtimal sezon tam açılmadığı için etrafta hiçbir görevli yoktu, kafanıza göre yerleşebiliyorsunuz. Bir daha gitsek sanırım ilk tercihimiz burası olur deniz için. Ancak Akyaka’ya 25 km uzaklıkta ve virajlı dar bir yol olduğundan yavaş gidebiliyorsunuz, yaklaşık 45 dk sürüyor. Eğer kendinize güveniyorsanız Akyaka merkezden bisiklet kiralayıp gitmenizi de önerebilirim fakat olabildiğince zorlu bir parkur olabileceğini söyleyebilirim.

Akyaka Merkez

Akyaka’nın kendine has dokusunu Akyaka merkezde dolaşırken gerçekten hissediyorsunuz. Atatürk caddesi buranın en merkez caddesi gibi, market, yeme içme mekanları, bankamatikler vs. hepsini bu caddede bulabilirsiniz. Akşamları ise kalabalık sahilin bir sokak arkasında bulunan Nergiz Sk. ve Karanfil Sk. taki mekanlarda toplanıyor diyebilirim.

Akyaka Orman Kampı

Ülkemizin en düzenli kamp alanlarından birine sahip yapıyor Akyaka. Orman kampında evlerde kalabileceğiniz gibi kendi çadırınızı da götürüp kalabilirsiniz. Aslına bakarsanız bizim de ilk tercihimiz burasıydı ancak sanırım rezervasyonu çok önceden yaptırmak lazım, gitmeden 3 hafta önce aradığımda evler için boş yer olmadığını belirtmişlerdi çünkü. Çadırınızla geldiğinizde ise herhangi bir alan sıkıntısı yaşayacağınızı zannetmiyorum. Ek olarak herhangi bir siteden rezervasyon mümkün değil, arayarak iletişime geçmeniz gerekiyor. Detaylı bilgi için şuraya tık.

Kitesurf Olayı

En başta da dediğimiz gibi kitesurf öyle bir anda heveslenip anında yapabileceğiniz bir spor değil. Öncesinde birkaç günlük eğitim ve sonrasında ise ciddi bir emek vermeniz gerek. Bunun için Akyaka’nın biraz dışında kalan Kitesurf beach’e doğru yol almanız gerekiyor. Bizim vaktimiz kısıtlı olduğu için sadece bir arkadaşa bakıp çıkacağız modunda Kitesurf plajına girdik ve videolarımız, fotoğraflarımızı çekerek oradan uzaklaştık.

Bisiklet Kiralama

Akyaka ve Gökova körfezi Türkiye’nin en iyi bisiklet rotalarını içeren bir coğrafya. Akyaka merkezden bisiklet kiralayıp Akbük Koyu veya Ören’e doğru inişli çıkışlı zorlu bir parkurda doğa içinde bisiklet keyfi yapabilirsiniz. Ama olabildiğince dikkatli olmanızda fayda var, çünkü gerçekten dar ve araçların sıklıkla geçtiği bir yol. Riski azaltmak için bisiklet için sabahın erken saatlerini tercih etmekte fayda var.

Gökova Körfezi her yıl Mayıs ayında Türkiye’nin en büyük bisiklet turlarından birine de ev sahipliği yapıyor, bu konuda ilginiz varsa ve gelecek sene kaçırmak istemiyorsanız şuraya bir tık.

Akçapınar Köyü & Tostçusu

Akyaka’yı araştırdığımda karşıma ilk çıkan yerlerden biri Akyaka’ya 10 dk uzaklıkta bulunan Akçapınar köyündeki Akçapınar tostçusu idi. Aslına bakarsanız tostunun o kadar da ünlü olacak bir yanı yok desem yanlış olmaz, ancak ayranı süper. (Susurluk ayranı halt yemiş derecesinde.)  Ayrıca Akçapınar köyüne girişteki ağaçlı yolun manzarası ise ayrı bir efsane. Tost yemeyecek olsanız bile o yol için oraya kadar gitmeye değer.

Akçapınar Amazon Kano

Gelelim, benim en çok zorlandığım ama bir o kadar da en çok keyif aldığım aktiviteye. Akçapınar Tostçusunun hemen arkasında bulunan Akçapınar Amazon Kano sizlere Akyaka deneyiminizin en eşsiz anlarını yaşatabilir. Benim gibi kanoyu düz götürmeyi beceremezseniz en zorlu anlarını da.

Akçapınar’dan Kitesurf Beach’e kadar uzanan 6 km’lik Azmak nehrinde gideceğiniz bu macerada sizi tekne ile takip ediyorlar. Benim gibi yolun ortasında pes ederseniz kanoyu tekneye bağlıyorlar ve bir yerden sonra tekne turuna dönüyor. Açıkçası böylesi benim gibi ilk defa kanoya binen acemiler için daha iyi, öteki türlü suyla cebelleşeyim derken manzaranın keyfine doyamıyorsunuz.

Tekne turunun sonuna doğru Azmak nehrinin Amazon olarak bölgesinde nehre girmek için de kısa bir mola veriyorsunuz. Suyun sıcaklığının 12-13 derece seviyesinde olduğunu düşünürsek burada suya atlamak ciddi cesaret isteyen bir durum, ama oralara kadar gitmişken denemeden dönmek olmaz. Suya girdikten sonra bir süre sonra soğuktan vücudunuz yanıyormuş gibi bir his verebiliyor, o andan sonra panik yapmaya gerek kalmadan tekneye geri tırmanmakta fayda var. Suyun dibi balçık gibi, suda yaşayan bitkimsi canlılardan hoşlanmıyorsanız yere temas etmemenizi öneririm.

Tur rehberimiz Hürel Bey ‘keşke önceden arasaydınız, teknede balık yapardık’ demeyi de es geçmedi, hani bizim de içimizde ukde kalmadı değil. Ancak daha önceden bilmediğimiz ve her şey aniden geliştiği için böyle bir plan yapamadık. Önceden planlayıp teknede balık keyfini de es geçmeyin derim, benim bir dahaki Akyaka seyahatimde yapılacaklar arasında bir numarada duruyor bu konu. Kano turu biz gittiğimizde kişi başı 30 TL idi ancak bu tutar aldığınız keyifle karşılaştırılamaz bile. Akçapınar kano hakkında detaylı bilgi almak ve iletişim için şuradan sitelerine bir tık.

Kısa Kısa

  • Eğer kokoreç seviyorsanız Tarihi Akhisar Köftecisine bir uğramanızı öneririm. Porsiyon olarak tüketiniz.
  • Son olarak Akyaka’da otostop çok sık kullanılıyor, eğer arabanız müsaitse almaktan çekinmeyin. Biz müsait olmadığımız için kimseyi alamadık ama buraya gelen kısım genelde civar şehirlerden gelen öğrenci ve genç kısım olduğu için kolay kolay başınıza bir zarar almazsınız.

Akyaka iki günün sonunda gerçekten kalplerimizi fethetti. Çok da uzatmadan tekrar bir ziyaret edilmeyi, bu sefer daha uzun süreli deneyimlenmeyi kesinlikle hak ediyor.

Daha Fazla
Avrupaİtalya

Bologna Gezi Rehberi: Üst Sıralara Oynayan Anadolu Takımı

Daha Bologna’ya gitmeden, gezi sonrası yazacağım Bologna Gezi Rehberi için bir başlık düşündüğümde aklıma gelen ilk şey Üst Sıralara Oynayan Anadolu Takımı olmuştu. Çünkü bir İtalya gezisi yapmak istediğinizde aklınıza gelecek ilk şehir Bologna değil de Roma, Floransa, Venedik veya Milan olacaktır büyük ihtimalle. Ancak Bologna da tıpki yukarıda saydığımız ağabeyleri kadar güzel ve en az onlar kadar görülmesi gereken bir şehir. Bu nedenle bir Üst Sıralara Oynayan Anadolu Takımı misali, belki ilk İtalya gezinizde değil ancak ikinci veya üçüncü gezinizde listenizde mutlaka bulunması gereken şehirler arasında.

Ben de bu minvalde üçüncü İtalya seyahatime Bologna ile başlamaya karar verdim ve orada geçirdiğim iki gün sonunda ne kadar doğru bir tercih olduğunu anladım. Gelelim Bologna Gezi Rehberi’mizin detaylarına…

Havalimanından Ulaşım

Havalimanından ulaşım konusunu oraya gitmeden halletmek istiyorsanız size Aerobus adlı otobüsleri önerebiliriz. Belediye otobüsü gibi olan bu otobüsler ile şehrin merkezindeki Bologna Centrale tren istasyonuna ulaşımınız trafik yoğunluğuna göre 20-25 dakika sürüyor ve bilet fiyatı 6 €. Biletlerinizi buraya tıklayarak online olarak alabileceğiniz gibi havalimanındaki bilet makinelerinden de alabilirsiniz. Biletinizi online aldığınızda çıktısını yanınızda götürmeyi unutmayın!

Konaklama Şeysi

Bologna’nın şehir merkezi olabildiğince küçük. Havalimanından ulaşımınız Bologna Centrale’ye olacağını düşünürsek tren istasyonu etrafındaki seçenekleri tercih etmenizde fayda var. Buradan en merkezi lokasyon Piazza Maggiore’ye 10-15 dakika gibi bir yürüyüşle ulaşabiliyorsunuz.

Ben tek başıma seyahat ettiğim ve konaklamaya çok fazla bütçe ayırmak istemediğim için hostel tercih ettim elbette. Tren istasyonunun arka tarafında, nispeten merkeze biraz daha uzak olsa da kaliteli bir tesis ve uygun fiyatlı olması nedeniyle We Bologna adlı hostel’i tercih ettim. Buradan Piazza Maggiore’ye yürümek için 25 dakikanızı ayırmanız gerekiyor. Tam emin olamasam da sanırım burası aynı zamanda öğrenci yurdu gibi bir yer, 4 kişilik karma odada kaldığım arkadaşlarım turist değil, sürekli odada ders çalışan öğrencilerdi. Dört kişilik karma odada konaklamanın gecelik maliyeti 21 €. İsterseniz rezervasyonunuza 4 €’a kahvaltı da eklettirebilirsiniz ancak pek önermiyorum, çünkü pek de güzel bir kahvaltısı yoktu. We Bologna tesisini incelemek ve rezervasyon için tık.

Döviz Olayları

Bir Avrupa Birliği ülkesi olarak İtalya’da para birimi €. Bu sebeple döviz konusunu gitmeden önce rahatlıkla halledebilirsiniz.

Bütçe Mevzuları

Her gezi rehberinin en merak edilen konuların biri elbette bütçe, Bologna Gezi Rehberi’mizin bütçesi de aslında sizin ne yapacağınıza bağlı olarak değişecek bir mevzu. Özellikle o mükemmel İtalyan mutfağı sayesinde en büyük masrafınızın yemek olacağını düşünürsek tamamen ne yemek istediğinize bağlı değişecek. Aynı şeyleri gittiğiniz restoranın kalitesine göre 6 € ‘a da yiyebilirsiniz, 15 € ‘a da. Bologna’da geçirdiğim iki gün konaklama + kahvaltı için 50 €, uçak biletleri için kampanyadan yakaladığım için gidiş dönüş 200 TL (dönüşüm Milano’dan idi.), yeme içme ve günlük diğer harcamalar için ise 80 € gibi bir para harcadım. Seyahatimin 1 günlük Milano kısmını da eklemek gerekirse orada yeme içme ve günlük harcamalar için 50 €, The Last Supper bileti için 12 €, konaklama için ise 33 € harcadım. Üç gece dört günlük seyahatin bana toplam maliyeti yaklaşık 275 € oldu diyebiliriz.

Kaç Gün İdeal

Genel olarak Bologna için görüşler yarım günde şehri gezmeyi bitirebileceğiniz yönünde. Aslına bakarsanız sadece şehrin merkezindeki tarihi yapıları görüp gideyim derseniz bu süre yeterli. Ancak benim gibi oralara kadar gitmişken Emilia-Romagna bölgesinin tüm lezzetlerini tatmak, San Luca kilisesine kadar tırmanmak ve kısacası şehri yaşama peşinde iseniz en az iki gününüzü ayırmanızı öneririm. Yarım gün veya bir gün gezdiğinizde Bologna ile ilgili görüşleriniz kısıtlı bir çerçevede kalacakken iki gün sonra şehri tamamen tanıdığınızı hissedeceksiniz.

Nereleri Görmeli, Neler Yapmalı?

Bologna, İtalya’nın Emilia-Romagna bölgesinin başkenti ve İtalya’nın yaşam kalitesi indeksi en yüksek olan şehirlerinden biri. Şehir aynı zamanda dünyanın en eski üniversitesi olan Bologna Üniversitesine ev sahipliği yapıyor ve bu bağlamda gezilecek, görülecek yerler bakımından aslına bakarsanız baya geniş bir yelpaze sunuyor.

Bologna ile ilgili en ilginç şey, binaların neredeyse hepsinin Portico denilen kemer altı yolları ile yapılmış olması. Şehirde yürürken genellikle bu Portico’ların altından yürüyeceğiniz için yağmurlu bir günde bile sıkıntı çekmiyorsunuz. Bu Portico meselesinde ne kadar ciddi olduklarını San Luca’ya çıkarken daha iyi anlayacaksınız. (Tabii çıkmak gibi bir çılgınlık yapmaya karar verirseniz.)

Bologna Gezi Rehberi – Gezilecek Görülecek Yerler

Piazza Maggiore

Bologna Gezi Rehberi’mizin ilk durağı şehrin en merkezi noktası elbette. İtalya’daki her şehir tarihi Piazza’ları ile meşhurdur. Piazza Maggiore de Bologna’nın en merkezi noktası diyebileceğimiz, etrafı saraylarla ve Bologna’nın en ünlü katedrali ile çevrili büyük bir meydan. Meydanda her zaman bir kalabalık olacağı ve Bologna gezinizin turistik kısmının büyük bir bölümünün burada geçeceği kesin.

San Petronio Bazilikası

Bologna’nın merkez camiisi görevi gören merkez kilisesi San Petronio Bazilikası Bologna, Emilia-Romagna bölgesinin merkez kilisesidir. Dünyanın en büyük 10. kilisesi olarak bilinen kilise, 258.000 metreküp alanı ile de tuğla ile yapılmış dünyadaki en büyük kilise olarak bilinmektedir.

Dışarıdan gerçekten sizi gerçekten büyüleyecek olsa da içine girdiğinizde daha önceden birkaç güzel katedral gördü iseniz o kadar da etkilenmeyeceğinizi söyleyebiliriz, ancak gene de bir görün. İçeride fotoğraf çekmek isterseniz 2 € gibi bir ücret talep ediliyor ama el altından birkaç fotoğraf çekmeniz de mümkün. İçeriyi gezdikten sonra merdivenlerinde biraz nefes alıp selfie çalışmaları yapabilirsiniz.

Palazzo del Podestà

Piazza Maggiore’de San Petronio Bazilikasına sırtınıza verdiğinizde karşınızda duran saray, 1200’lü yıllarda yapılmış olup o zamanlar şehrin Podestà’larına ev sahipliği yapmaktaydı. Podestà, orta çağda İtalyan şehirlerinin yüksek yetkililerine verilen ünvanmış, günümüzün valileri, belediye başkanları gibi bir şey olsa gerek.

Günümüzde Palazzo del Podestà’yı Bologna’nın en ilginç noktalarından biri yapan nokta, binanın göbeğindeki kemerlerin birinin ucuna gidip fısıldadığınızda tam çapraz karşı kemerde duran birinin sizin fısıldamalarınızı duyması. Ben tek başıma olduğum için deneyimleyemedim ama kulağa gerçekten ilginç geliyor.

Palazzo Re Enzo

Palazzo del Podestà’nın eklentisi olarak 1244-1246 yıllarında inşaa edilmiş bir yapıdır ve Yeni Saray olarak da bilinmektedir. Yapıldıktan üç yıl sonra Fossalta savaşında esir alınan Sardinia Kralı Re Enzo ölümüne kadar(1272) burada yaşamış ve günümüzdeki adını da buradan almıştır.

Palazzo d’Accursio

11 Kasım 2008’e kadar Belediye Binası olarak kullanılan Palazzo d’Accursio günümüzde şehrin sanat koleksiyonuna ve şehir kütüphanesi Biblioteca Salaborsa’ya ev sahipliği yapıyor. Biblioteca Salaborsa aynı zamanda şehrin sakinlerinin buluşma noktası olarak ün salmış, merdivenlerinde sürekli bir kalabalık göze çarpıyor.

Kısa bir not düşelim, eğer yorgun düştü iseniz Biblioteca Salaborsa nefes almak için çok ideal bir yer.

Piazza del Nettuno & Fountain of Neptune

İtalya’da tarihin nasıl bu kadar güzel korunduğu hep merak ettiğimiz bir nokta. Aslında bunu anlamak pek de güç değil, çünkü göreceksiniz ki her İtalya’ya gidişinizde bir ünlü eser restorasyonda olacak. Maalesef benim Bologna gezimin de şanssız yanı, Neptün Çeşmesi’nin restorasyonda olması idi.

Neptün Çeşmesi, Piazza Maggiore’nin hemen bitişiğinde Piazza del Nettuno’nun göbeğinde yer alan bir yapı. Buraya piazza denmesinin tek nedeni Bologna’nın en simge yapısını barındırmasından kaynaklı olabilir, çünkü öyle pek piazza’lık bir yanı yok. Ancak yukarıda da gördüğünüz gibi ben restorasyonda olduğu için görme şansı yakalayamadım.

1567’de Giambologna tarafından yapımı tamamlanan heykelin bir de ilginç bir yönü bulunuyor. O zaman halka ayıp olmasın diye sanatçıdan heykelin cinsel organını küçük yapmasını istiyorlar ve sanatçımız da sanatıma karışıyorlar diye onlara küçük bir sürpriz yapıyor. Heykele önden bakıldığında her şey istenildiği gibi gözüküyor ancak arkadan belli bir açıdan bakıldığında Giambologna’nın sanatında küçük bir sürpriz dikkat çekiyor. Lüks araba markası Maserati’nin logosunun Neptün’ün elindeki mızraktan esinlendiğini de ekleyelim.

Two Towers

Bologna günümüzde halen kuleler şehri olarak bilinmekte ve 12. – 13. yüzyıllar arasında şehirdeki kule sayısının 180’ni bulduğu tahmin ediliyor. 13. yüzyılda ise kulelerin bir çoğu çökme tehlikesine karşı yıkılmış, ancak hatrı sayılır bir kısmı günümüze kadar kalmayı başarmış. Günümüze kadar kalmayı başaran kulelerden en meşhurları ise en bilindiği Two Towers, yani ikiz kuleler.

Asinelli ve Garisenda kuleleri adındaki iki kuleden Asinelli günümüzde halen sapasağlam tüm haşmeti ile dursa da ikizi Garisenda’nın bir kısmı hayatta kalmayı başarmış.

Asinelli Tower

Gün geçmiyor ki bir şehri daha tepeden görmek istemeyelim, Bologna Gezi Rehberi’mizde bu görevi Asinelli Kulesi üstleniyor. İlk görüşte bir gözünüz korkabilir, ben buraya mı çıkacağım şimdi diyebilirsiniz. Sonuna kadar da haklısınız, çünkü 97 metre olan Asinelli kulesinin tepesine çıkmak için 498 merdiveni tırmanmak zorundasınız. Bir de manyak gibi üzerine para vereceksiniz, 3 €’cuk. Hak ediyor mu sorusuna ise sadece tek kelimelik bir cevabımız var, kesinlikle!!!

Bu arada küçük bir not, edindiğimiz bilgiye göre Asinelli kulesi de 18 Nisan itibariyle restorasyona girmiş ve tahmini Temmuz 2017’nin başına kadar kapalı olacakmış. Sonra vay ben görmedim, vay ben duymadım demeyin…

Sette Chiese

Tam olarak bir Inception filmi şeklinde tanımlayabileceğimiz Sette Chiese’nin ilginç yanı, bir yapı içerisinde kilise içinde kilise barındırması. Evet, kulağa rüya içinde rüya gibi geldi değil mi?  Dışarıdan bir yapı olarak gözüken bu kilise içerisinde yedi ayrı kilise barındırıyor, zaten Sette Chiese’yi İtalyanca’dan direk çevirince Yedi Kilise anlamına geliyor.

Santuario Madonna di San Luca

Gelelim Bologna Gezi Rehberi’mizin en zorlu ama bence en zaruri rotasına. Yazımızın başında da belirtmiştik, Bologna bir Portico şehri. Öyle ki sırf tepedeki kiliseye rahat çıkmak için dünyanın en uzun kemer altı yolunu yapmışlar. Şehrin merkezi saydığımız Piazza Maggiore’den 4.8 km sürecek zorlu bir yürüyüş rotası çıkacak.

Benim rotam ise konaklamamı gerçekleştirdiğim yer olan We Bologna’dan 7.6 km oldu. Öncelikle hostel’den şehrin merkezi Piazza Maggiore’ye vardım. Oradan da Porta Saragozza’ya yürüyerek dünyanın en uzun kemer altı yolu olan tam tamına 666 Portico‘dan oluşan Santuario Madonna di San Luca yoluna başladım. 666 Portico’dan oluşan yolunuzun Arco del Meloncello’ya kadar olan kısmı 307 kemerden oluşuyor ve buraya kadar her şey kolay. Çünkü dümdüz yoldan, güneşe veya havaya göre yağmura maruz kalmadan Portico’lar altından rahatça yürüyorsunuz. Arco del Meloncello’dan sonra ise artık 300 metreye tırmanma yolculuğu başlıyor ve 666. kemere kadar tepeye çıkmaya devam ediyorsunuz.  (Yolda Bologna’nın bitiş tabelasını bile göreceksiniz, o derece.) Bu arada lokallerin burayı bir spor rotası olarak kullandığını belirtelim. Gerçekten delilik, ama güzel bir delilik…

Tepeye çıkarken hedefiniz güzel bir Bologna manzarası görmekse büyük bir hayal kırıklığı yaşamanız olası, ben yaşadım oradan biliyorum. Çünkü tepenin Bologna şehir merkezine bakan kısmında San Luca Kilisesi bulunuyor ve arkasına geçme şansınız yok. Tepeye çıkarken ve inerken (çıkarken etrafa bakmaya pek mecaliniz olmayacak gerçi) Bologna şehrini görebilirsiniz ancak şehirden hatrı sayılır uzaklıkta olacağınız için pek de fazla bir şey göremeyeceğinizi belirteyim. Manzara da görmeyeceksem bir kilise için o kadar yorulmaya değer mi diyebilirsiniz, ancak kiliseyi gördüğünüzde Bologna’da gördüğünüz yapılar içerisindeki en iyilerinden biri olduğunu fark edeceksiniz. Kilisenin içi ayrı bir muazzam. Bu arada kilisede fotoğraf çekmek yasak ama pek de uyaran falan yok, ki ben yasağı ilk başta fark etmediğim için birkaç fotoğraf ve gittiğim andaki ayini videoya da almıştım.

Dedim ya, Bologna’da Portico olayında çok ciddiler. Bu yolda bunu gerçekten çok iyi anlayacaksınız. Buraya çıkmak ve inmek muhtemelen 3-4 saatinizi alacak, programınızı ona göre yapmanızda fayda var.

…ve Bologna Gezi Rehberi nin diğer yıldızları…

Yukarıda detaylarını belirttiğimiz yerlerin yanı sıra, dünyanın en eski üniversitesi olan Bologna Üniversitesini ve diğerleri kadar heybetli olmasa da Basilica di San Domenico ve Basilica di San Francesco’yu ziyaret edebilirsiniz.

Bologna’nın eskiden Venedik gibi kanallar şehri olduğunu belirtelim. Ancak şehirdeki yerleşimin yaygınlaşması ile zamanla tüm kanallar kapanıyor ve günümüzdeki haline dönüşüyor. Şehrin bir noktasında kanal manzarasını görebileceğiniz bir pencere var ve adı Venedik penceresi. Sokak sokak dolaşırsanız zaten şans eseri denk geleceksiniz ancak adresini şuraya iliştirelim. Via Piella, 5, 40126

Bologna Gezi Rehberi

Son olarak, fark ettiyseniz Bologna Gezi Rehberi’mizde hiç yeme konusuna girmedik, çünkü Emilia-Romagna bölgesi yeme içme konusunda ayrı bir yazı hak ediyor. Onu da bir sonraki yazımıza saklıyoruz.

İtalya ile ilgili diğer yazılarımıza ulaşmak için bir tıkKeyifli seyahatler…




Daha Fazla
AvrupaFransa

4 Yapraklı Yonca: Paris Seyahat Notları

Şimdi çok sevdiğim Paris’e 3 defa gitme şansı bulmuşsam özellikle sonuncusu artık turistik gezi olmaktan çıkmış keyif, lezzet ve keşif odaklı bir gezi olmuşsa 4 yapraklı yonca bulmuş olmuyor muyum? Tam olarak durumum bu sevgili Travel Bakery okuyucuları. Yaklaşık 1 ay önce Dubai’de yaşayan en yakın arkadaşım ile Paris’te buluşmaya karar verdik. Hem hasret giderdik hem de kendisi ile adeta bir ‘parisienne’ şeklinde dolaştık. Ancak çok sevdiğim Paris’i klasik tur programı şeklinde anlatmak istemiyorum. Bu nedenle size kısa kısa notlar ve kendi yürüme rotalarımı hazırladım. Hazırsanız, Paris Seyahat Notları!

Paris, ilk defa gidiyorsanız kesinlikle en az 4 gün ayırmanız gereken bir şehir. Hele müzeler ve Disneyland gibi noktaları da tatilinize dahil ettiyseniz uçak saatlerinize göre 5-6 güne bile çıkabilir. Bence yılın her vakti güzel. İster yılbaşı ruhunu yakalamak için Kasım – Aralık – Ocak gibi gidin, isterseniz baharın uyanışına şahit olmak için Nisan – Mayıs… 4 mevsimlik bir şehir!

Havalimanından çıkmadan ilk yapmanız gereken kendinize otelinizin ve gezeceğiniz yerlerin bölgesine göre, kalacağınız gün kadar geçerli metro bileti almak. Metro çok kolay ve çok sık kullanacağınız bir ulaşım aracı olacak. Şahsi tavsiyem araba kiralamayı hiç ama hiç düşünmeyin.

1. Arc de Triomphe – Champs Elysees Caddesi – George V Caddesi – Tour Eiffel

Efendim nerede konaklıyorsanız konaklayın her yol mutlaka Arc de Triomphe’ye çıkar, yani Zafer Takı’na. Burası dört bir yanı trafik olan tam 12 caddeye yol veren kocaman bir kavşak aynı zamanda. Ben hiç tepesine çıkmadım ama isterseniz çıkıp Paris’in muhteşem bilmem kaçıncı panoramik manzarasına şahit olabilirsiniz.

 

Sırtınızı Arc de Triomphe’e verdiğinizde meşhur Champs Elysees Caddesi olağanca lüksü ile tam karşınıza çıkacak. Burası bir sağdan bir de soldan yürümeniz gereken, adeta Bağdat Caddesi gibi çok renkli, bol mağazalı ve geniş kaldırımlı bir cadde. Bir yanınızda MAC, Zara gibi daha genel markaları, bir yanınızda ise YSL, Laduree gibi daha üst gelir grubu markaları görebilirsiniz. Trafiğin baya canlı olduğu bu caddeden yürümek oldukça keyifli. Bana göre ara sokaklarını da sayarsak Paris’in %20’si bitiyor bu caddeyi bitirdiğinizde.

Caddenin bitimine az kala -yapmayanı dövdükleri bir ipucu veriyorum: Caddenin ortasında duran trafik ışıklarında bazı küçük tepecikler bulunuyor. Karşıya geçmeden tam bu tepeciklerin ortasında durup fotoğraf çektiğinizde aşağıdaki güzel manzarayı yakalayabilirsiniz.

Bundan sonrasında George V Caddesine girerek daha da harika markaların mağazalarını görüp çıldırmadan Tour Eiffel bölgesine geçebilirsiniz. Konumuz Paris seyahat notları olur da içinde Eyfel Kulesi olmazsa elbette ayıp olur. Tour Eiffel etrafında keşfedilmeyi bekleyen çok tatlış cafelerle, mağazalarla dolu ve minik çatı pencereleri evleri görmek için başınızın aşağıya düşmeyeceği bir bölge. Eiffel’e hem gündüz hem gece çıkmış biri olarak iki şey söyleyeceğim:

  1. Biletleri internetten alın
  2. Mutlaka tepesine çıkın

Az da olsa sıra beklemezsiniz ve Paris’i Paris yapan olağanüstü manzara izlersiniz. Bir tarafta Seine Nehri bir tarafta uzaktan uzaktan Paris silüeti. Akşam ya da gündüz size kalmış bu arada.